YAZARA MAİL GÖNDER Gümrük Birliği ancak daha ileri götürülür

YAZARLAR

Avrupa Birliği ile Türkiye arasında var olan Gümrük Birliği (GB), fiilen 1971 başında başladı, 1996'nın ilk günü itibarıyla da tamamlandı. AB Tek Pazarı ile Türkiye arasındaki tüm gümrük vergileri kalktı, tüm adı gümrük vergisi olmayan, ancak benzer işlev gören "eş etkili vergiler" kaldırıldı, miktar kısıtlamaları da sona erdi. Bunun yanı sıra, Türkiye, AB'nin ortak gümrük tarifesini kabul ederek dış gümrük tarifelerini AB ile uyumlaştırdı. Kısacası, tek ve yeknesak bir gümrük alanı oluşturduk.
Bunu, doğal olarak sadece AB pazarının gelişmesine katkıda bulunmak için yapmadık
. Türkiye'nin, tam üyelikle sonuçlanacak bir bütünleşme yolunda atacağı en önemli adım olarak ele aldık. 1970'li yılların tümüyle heba edilmesine, 1980'lerde siyasi ilişkilerin yok olmasına rağmen, güç de olsa 1995 hedefini tutturduk ve Türk sanayisi, AB ile eşit koşullarda rekabet eden, gelişen, AB referansıyla mal ürettiği için dış pazarlara çok daha iyi giren bir yapıya kavuştu.
GB öncesinde özel sektörün çok çekindiği rekabet edememe sorunları, bugün kimsenin hatırlamadığı tartışmalar olarak unutuldu. Kimilerince üretiminin duracağı öngörülen otomotiv sektörü, Türkiye'nin en önemli ve en fazla katma değere sahip ihracat sektörlerinden biri haline geldi. Yirmi beş milyar dolarlarda tıkanmış ihracatımız, yüz altmış milyarlara dayandı, ayrıca AB standartlarıyla üretim yapıldığı için, çok değişik pazarlara kaliteli ürünlerle girmeyi başardık. GB öncesi, devlet denetim mekanizmalarının işlememesi ve kalitesiz mal üretimi yüzünden "burada Türk malı satılmaz" afişlerinin asıldığı Rusya pazarına giriş faciası ve bavul ticareti skandalları unutturulabildi.
Bunların da ötesinde, piyasada adil rekabetin oluşması için AB ortak rekabet politikası neredeyse tümüyle benimsendi. Dağıtım anlaşmaları, bayiler üzerinde kurulan hegemonya kaldırılarak yeniden düzenlendi. İstanbul dışında, özellikle de Anadolu'daki girişimcinin önü açıldı, büyük bir imalat patlamasının hukuki çerçevesi oluştu. GB ile Türk malı ile AB malı arasındaki fark kalktığı için, dünyanın en zengin, en kalabalık ve en müreffeh pazarı olan AB pazarının bir parçası haline geldik. Türkiye kurulduğundan bu yana ilk kez, artan ekonomik gücü sayesinde bölgesinde bir "yumuşak güç" oldu. Ne var ki, AB ile ekonomik bütünleşmede karşılaşılan her sorunda, siyasi ilişkilerin olumsuzluğu ciddi gerginlik oluşturuyor. Temel olarak iki konuda sorun yaşanıyor: Birincisi, AB'nin serbest ticaret anlaşması akdettiği üçüncü ülkelerin, Türkiye'ye otomatik olarak aynı sistemi önermemelerinden yaşanan sorunlar bulunuyor. AB; diğer ülkelerle yaptığı serbest ticaret anlaşması müzakerelerine Türkiye'yi dâhil etmediği için hep sorun çıkıyor. İkincisi, mal nakliyatında Bulgaristan ve Avusturya topraklarında yaşanan transit geçiş kısıtlaması bir tarafta, vize konusunda çıkarılan engeller diğer tarafta, fiziki anlamda GB'nin işlemesine engel oluşturuluyor.
Bu sorunlar ne zaman gündeme gelse, mutlaka birileri çıkarak "GB yeniden müzakere edilecek" türünde, sanki bu sistemden vazgeçmemiz söz konusu olacakmış anlamına gelecek demeçler veriyor. Kamuoyunda kısa süreli sempati yaratmaya yönelik bu demeçlerin, AB tarafından ciddiye alınmadığı, ancak yabancı yatırımcıların kafasında soru işaretleri uyandırdığı da başka bir gerçek. Son olarak, Dünya Bankası raporunda da açıkça görüldüğü gibi, GB Türk ekonomisi açısından son derece önemli bir sistem. Evinizin sokak kapısı açılırken gıcırdıyor ve sorun çıkarıyor diye, evi yıkmayı düşünmeyeceğiniz gibi, bazı sorunların varlığı GB sistemini terk etmemizi katiyen gerektirmez. Bu sistemi daha ileriye ve daha derine nasıl götüreceğimizi tartışarak enerjimizi çok daha verimli kullanabiliriz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.