YAZARA MAİL GÖNDER Demokrasi dünyası ve NATO ne yapacak?

YAZARLAR

NATO ülkeleri Dışişleri Bakanları, Antalya'da Türkiye'nin davetlisi olarak önemli bir zirve için bir araya geldiler. Türkiye açısından, bu toplantının önemi çok açık: Kuzey komşumuz Rusya, Ukrayna'ya karşı adı konulmamış bir savaş yürütüyor. Kırım'ı ilhak etti, ayrıca Ukrayna'nın Rusça konuşan azınlığın yoğun olduğu Donbass bölgesi tümüyle Ukrayna'dan kopmuş bulunuyor, işgal altında.
Güney sınırlarımızın ötesinde ise, yıllardır kimsenin olumlu biçimde müdahale edemediği bir savaş ve yıkım sürüyor. Suriye diye bir ülke kalmadı, Irak fiilen üçe bölünmüş, Libya ise ortadan ikiye ayrılmış bulunuyor. Mısır'da seçimle işbaşına gelen hükümeti askeri darbeyle deviren iktidar, şimdilerde Sina yarımadasındaki Selefi ayaklanması- nı bastırmaya çalışıyor. Yemen kanlı bir iç savaşın içinde.
Bu koşullarda bir araya gelen NATO üyesi ülke bakanları, büyük bir göç dalgasına maruz kalan AB'nin de katılımıyla tüm bu sorunları masaya yatırdılar. AB ülkeleri, her üye devletin saptanacak bir kota çerçevesinde siyasi mülteci kabul etmesini tartışıyor. AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini de, NATO zirvesine katılarak, Avrupa Komisyonu'nun bu konudaki görüşlerini yineledi.
Yaklaşık beş milyon kişinin Suriye dışında, belki sekiz milyon kişinin de Suriye içinde yerinden yurdundan olduğu düşünülürse, AB'nin kabul etmek isteyeceği birkaç bin mültecinin ciddi bir farklılık yaratmayacağı açıkça ortaya çıkar. Ancak sorun, şu aşamada AB kamuoyunun Akdeniz'i aşmaya çalışırken hayatını kaybeden mülteciler konusundaki giderek yükselen duyarlılığına bir cevap oluşturmak... Bütün AB liderlerinin benzer bir görüşü paylaştıklarını söylemek mümkün. Ne var ki, her AB üyesi ülke de mülteci almayı kabul etmeyecek gibi duruyor. Bir anda, çok sarsıcı bir insanlık dramı, "hangi ülke kaç yüz mülteci kabul edecek" tartışmasına dönebilir. Bu arada Türkiye'de yaklaşık iki milyon kişi "sığınmacı" statüsünde bulunuyor. Uluslar arası hukukta bu bir statü de değil, esas olarak Türkiye bunu "insanlık" namına yapıyor. Bu nedenle de pek haber değeri olmuyor. Ancak Türkiye üzerinden Yunanistan ya da Bulgaristan'a geçemeye kalkan kaçak göçmenler AB'nin gündemine geliyor, o zaman da kilometrelerce duvar ya da dikenli telli engeller inşa etme ve Frontex aracılığıyla daha etkin sınır kontrolü sağlama dışında bir tepki olmuyor.
Ukrayna konusu, AB açısından daha hayati önemi haiz, çünkü Almanya ve Fransa'nın ortak girişimiyle Ukrayna Cumhuriyeti, Rusya'ya karşı açıkça destekleniyor. NATO bakanları, Ukrayna'nın "kaybedilmesi" halinde, NATO'nun da caydırıcılığını tümüyle yitireceğini bildirerek, bu konuda çok kesin bir tavır aldılar. Tıpkı 1947 yılında Yunanistan ve Türkiye'nin Sovyet etkisine girmeyeceğini ortaya koyan Truman doktrini gibi, Antalya zirvesi de Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü garanti edeceğini açıkça ortaya koydu. Bu tarihi adım, doğal olarak ABD'nin onayı olmaksızın atılmadı. AB adına toplantıya katılan Mogherini de, NATO'nun bu konumundan memnun. Ancak Akdeniz'deki kaçak göçü önleme, Orta Doğu'ya barış getirebilecek bir süreci başlatma hususunda neler yapılabileceği hala son derece belirsiz.
Arap devriminin karşı devrim dalgalarıyla yıkılması ve sonrasında yaşanan kaos, Rusya ile yaşanan hegemonya sorunları, ABD ve AB'yi daha ciddi biçimde inisiyatif almaya doğru götürüyor. NATO zirvesiyle aynı anda, Camp David'de ABD yönetimi, Körfez ülkeleri temsilcileriyle bir araya geldi. Demokrasi dünyasının, kendi "zengin ülke" sorunlarından başını kaldırıp çevresine bakma zamanı çoktan geldi ve geçiyor. Türkiye'nin önemi ve vazgeçilmezliği de böylesi dönemlerde yeniden keşfedilir. Önümüzdeki aylarda, Türkiye'nin dış politikada daha önemli destek bulacağı bir sürece girmekteyiz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.