YAZARA MAİL GÖNDER İngiltere... Veya seçim nasıl kazanılır?

YAZARLAR

Uzun süredir çeşitli değerlendirmelere konu olan Birleşik Krallık parlamento seçimleri gerçekleşti. Bütün kamuoyu yoklamaları, bütün analizler seçim sonuçlarının son derece birbirine yakın, çekişmeli olacağını öne sürüyor, koalisyon hesapları yapıyor, liderlere ve adaylara "kiminle koalisyon yapmayı tercih edecekleri" soruları yöneltiliyordu.
David Cameron liderliğinde dört yıldır iktidarda olan Muhafazakâr Parti- Liberal Demokrat koalisyonu, Büyük Britanya'nın ekonomisinin, 2009 krizinden sonra girdiği durgunluğu büyük ölçüde aşmasını sağlamış, önemli sayıda iş yaratarak, işsizliği yüzde beş düzeylerine indirebilmiş, enflasyonu dizginleyebilmişti. Bütün bunları başaran bir iktidarın, ayrıca İşçi Partisi döneminden kalan yüksek bütçe açıklarını kapatmak için uyguladığı mali disiplin politikası, açığın yarı yarıya azalmasını sağladı.
Ekonomik büyüme konusunda ise, ABD ile özel ve girift bağları olan Birleşik Krallık ekonomisi, AB'deki karşılaştırılabilecek ülkelerden daha iyi performans sergileyerek, bu alanda da başarılı oldu. Buna rağmen, özellikle de anti-AB ve yabancı düşmanı UKIP partisinin yarattığı gerginlik havası, hem kamuoyu araştırma şirketlerini, hem de analistleri yanılttı. Geçerli seçim sistemi, parlamenter demokrasinin beşiği olan İngiltere açısından çok iftihar edilecek bir sistem değil. Nispi temsil anlamında adil dağılım yaptığı söylenemez, 650 sandalye için dar bölgeli, üninominal, yani her bölgeden tek adayın seçilebildiği, tek turlu bir seçim sistemi var.
Bu sistem, büyük partilerin aldıkları oy oranından hayli fazla sandalyeye sahip olmalarını sağlıyor, göreceli düşük oy alan partiler ise, çok az sayıda sandalyeye sahip olabiliyorlar. Buna "iki buçuk parti" demokrasisi adı veriliyor. Yalnız "buçuk" parti konumunda olan Liberal Demokrat parti, bu kez neredeyse bu vasfını da yitirmiş durumda. İskoçya Ulusal Partisi, kendi bölgesindeki 59 sandalyenin en az 56'sını kazanarak inanılmaz bir çıkış yaptı ve İşçi Partisi'nin büyük yenilgisine zemin hazırladı.
Seçim sonuçları resmen kesinleşmediği halde, Muhafazakâr Parti Avam Kamarasında sandalye sayısına göre mutlak çoğunluğu yakalamış görünüyor. Ne bir koalisyona, ne de azınlık hükümeti kurup dışarıdan destek aramaya ihtiyacı olacak. John Major'dan bu yana, çok ucu ucuna da olsa, Muhafazakâr Parti tek başına iktidar olmayı başardı. Bu başarısının altında da, çok açık bir neden yatıyor: Seçmen, Muhafazakâr Parti'nin iktidar dönemindeki performansını, yaptıklarını ve önerdiklerini benimsedi. Benzer biçimde, İşçi Partisi'nin, vergileri artırma, kiracıların tahliyesini zorlaştırma gibi önerilerine de halk yığınları itibar etmedi.
13 yıllık iktidarı süresince yaptıklarıyla seçmen desteğini giderek sağlamlaştıran bir AK Parti'ye karşı, bol keseden ek ödemeler vaat eden muhalefetin konumu, bir açıdan İngiltere'deki siyasi gelişmelere benzer görüntü arz ediyor. Türkiye'de de seçim, kurgulanmış kamuoyu yoklamaları yayınlayarak, bölgesel siyasi güçlerin yükselmesine bel bağlayarak, Paralel örgütün ivmesiyle iç ve dış basında makaleler yazdırarak, açıklamalar yaptırarak kazanılmıyor. Çok da değil, dört hafta gibi bir süre kaldı, Türk seçmeninin en az Büyük Britanya seçmeni kadar akıl ve dirayet sahibi olduğunu bir kez daha hep beraber göreceğiz. Ancak Büyük Britanya ile farkımız ondan sonra belli olacak, orada "bükemediği bileğe saygı duyan" bir muhalefet, burada muhtemelen yeni "komplo teorileriyle" yenilgisini açıklamaya çalışacak bir başka tür muhalefet var.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.