Türkiye'nin en iyi haber sitesi
TULU GÜMÜŞTEKİN

Seçimler yaklaşırken

Milletvekili seçimlerinin yapılmasına beş hafta gibi bir zaman kaldı. Türkiye'de on üç yıldır süren siyasi istikrar, bu seçimlerin geçmiş dönemlerde yapılan seçimlerden farklı olmasını sağlıyor. Bu fark, her şeyden önce seçimin galibinin kimin olacağı tartışmasının bitmiş olmasında yatıyor. Ak Parti iktidarı, önce Başbakan sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, on üç yıllık bir iktidar döneminden sonra bu seçimlere de kazanacağından emin olarak giriyor.
Bu olgu, Türkiye'deki siyasi ortamı değiştirdi, daha önce, çok partili demokrasi döneminde yaşamadığımız bir denge oluştu. Çeşitli "siyaset dışı" olması gereken kurum ve sistemler, giderek siyaset alanını, istemeyerek de olsa terk ettiler. Her şeyden önce Silahlı Kuvvetler'in siyasetteki ağırlığı ve gündelik siyasete müdahalesi ortadan kalktı. Bununla beraber bürokrasinin ve hukuk sisteminin çeşitli enstrümanlar kullanarak siyaseti yönlendirme çabaları iyice belirgin hale geldi. Hukuk ve emniyet sistemi içine yuvalanan son derece tehlikeli bir paralel yapının temsilcileri, Türk siyasetinin bu on yıllardır süregelen zafiyetini kullanarak, darbe girişimine kadar giden bir operasyonlar serisi düzenlediler. Yerinde ve zamanında alınan tedbirler sayesinde, "siyasi parti olmaksızın siyaset yapma" alışkanlığı ve kolaylığı, Türk demokrasisinden tasfiye edildi.
Hiçbir paralel yapı, hiçbir vesayet örgütü gönüllü olarak siyasetten rant sağlamaktan vazgeçmeyeceği için, Türkiye'de vesayet kurumlarına karşı, paralel tedhişe karşı demokrasi mücadelesi, daha uzun yıllar sürecek. Bu mücadelede kaybeden gerçek taraf, Ak Parti iktidarı değil, muhalefet oldu. Siyasette iktidara yön vermeyi görev edinmiş kurumların varlığı, çeşitli muhalefet partilerinin işlevini de büyük ölçüde önemsiz kılmış, birbiri ardından gelen koalisyon hükümetleri çerçevesinde Türkiye'deki siyasi partiler, 2002 seçimlerinden önce, muhalefet/ iktidar çizgisini bir hayli geçirgen hale getirmişlerdi.
Kalıcı, güçlü ve istikrarlı bir iktidarın varlığı, vesayet kurumlarının siyasetten silinmesi, muhalefet partilerini de gerçek görevleriyle baş başa bıraktı. İnandırıcı bir toplum projesi ile çıkmak, popülizm, aşırı milliyetçilik ve yabancı düşmanlığına sarılmadan seçmeni ikna edecek bir inandırıcılık sergilemek, muhalefetin gündemine geldi. Bu gündemi muhalefet partileri, bugüne kadar iyi değerlendirebilmiş gibi durmuyorlar. Türkiye'de muhalefet, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kişiliğine karşı olmakla sınırlı duruyor. Hangi açıdan bakılırsa bakılsın, muhalefet partilerinin en fazla çaba sarf ettikleri, yaratıcılıklarını en iyi kullandıkları yegâne alan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a karşı çıkmak ve onu zayıflatmaya çalışmak. Bu açıdan, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'de bir "başkanlık" sistemi isterken, bu elle tutulur gerçek durumun kurumsallaşmasını istemenin dışında bir görüş beyan etmiyor.
On üç yıllık bir iktidar, uluslararası devasa bir finans krizi yaşamış, sınırlarının hemen ötesinde iç savaş, tedhiş, siyasi ve ekonomik bunalımlarla örülü bir bölgede istikrar savaşı vermişse, bunlara rağmen önümüzdeki seçimler için, bu iktidarın yüzde elli mertebesinde mi oy alacağı, yoksa yüzde kırk beşler düzeyinde mi kalacağı tartışılıyorsa, ciddi bir "muhalefet" sorunu var demektir. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan açısından bakıldığında, Türk siyaseti açısından bakıldığında, bu durum sağlıksız... Çünkü demokrasi içinde muhalefet yapılamazsa, bu muhalefet müzmin bir güçsüzlükten mustarip olursa, siyaset dışı örgütlere ve yapılanmalara da önemli bir etkinlik alanı oluşur. Başkanlık sisteminin önümüzdeki dönemde gündeme gelmesinin bir diğer önemli nedeni de burada yatıyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA