YAZARA MAİL GÖNDER Er meydanı aranıyor

YAZARLAR / Günaydın Yazarları

Ben çocukken gazetelerde pehlivan tefrikaları yayınlanırdı. Koca Yusuf, Kel Aliço, Kurtdereli, Adalı; bizim kahramanlarımızdı. Onlar yedi cihana kök söktüren, 'Türk gibi kuvvetli' sözünü belleklere kazıyan, sadece bileklerinin gücüyle değil, yüksek ahlakları ve yüce gönüllülükleriyle de 'örnek' sporculardı.
Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri'nin başpehlivanı Ali Gürbüz'ün dopingli çıktığı haberini okuyunca, gözlerimin önünden o tefrikalar geçti. Üç yıl üst üste başpehlivan olup altın kemerin ebedi sahibi olan Gürbüz'den alınan doping numunelerinde yasaklı madde tespit edilmiş, altın kemerinin geri alınmasına ve iki yıl güreşlerden men edilmesine karar verilmişti.
Hamza Yerlikaya ise sadece Gürbüz'de değil, tam 19 güreşçide doping içeren maddeye rastlandığını açıkladı.
Biliyorsunuz, bu köşenin yazarı; aynı zamanda bir spor yazarı olmasından aldığı güç ve cesaretle, bu sütunlarda dopinge karşı büyük bir savaş başlattı. Kadınların kadınlığını bile elinden alan kimyasalların sahalardan silinmesi için, kendini bilmezler tarafından linç edilmeyi bile göze alacak kadar sert yazılar yazdı.
Ama ne yalan söyleyeyim, umudum giderek kırılıyor. Son kötü haberin 'er meydanından' gelmesi ise artık 'tuzun koktuğu' anlamına geliyor.
Zaten Kırkpınar ve yağlı güreş kültürünü el birliğiyle gömdük. Ata sporu çağa uymakta gecikince, ortaya öncelikle 'izlemesi' keyifsiz hale gelen bir 'itiş kakış' çıktı.
Sporun her şeyden önce 'temaşa' olarak kabul edildiği bu çağda; bir spor dalını izletemezseniz, onu kurtarmanıza imkan kalmaz. Elin Japon'u, sumo güreşini öyle allayıp pulladı ki, hepimize belletti. Ama biz 'paça kazık'ta çakılı kaldık.
Sonunda doping belası da, değerini giderek yitiren ve gölgede kalan bu ata sporuna musallat oldu. Yani aslında ortada şaşıracak bir durum yok.
Er meydanının ruhunu yok ederseniz, geriye sadece ilaç kokan 'ter meydanı' kalır!

NEREDE ATLETLERİMİZ?
Gelelim Moskova'da devam eden Dünya Atletizm Şampiyonası'na... Bir tek Türk atletinin adını duyuyor musunuz?
Oysa son yıllarda Avrupa ve dünya şampiyonalarında fırtına (!) gibi esmiştik. Özellikle bayan atletlerimiz bize müthiş gurur yaşatmıştı.
Sonra ne oldu? Doping yaptıkları belirlendi... Milletçe kandırılmanın hüznünü yaşadık.
Yani takke düştü, kel göründü!
Gazetelerin satır aralarında rastladım; Moskova'ya giden atletlerimiz arasında yarışmayanlar, koşuyu yarıda bırakanlar, ilk turda dereceye giremeyip elenenler var.
Demek ki her şey yalanmış...
Şimdilerde İstanbul sokaklarında ilanlar var; Akdeniz Oyunları'nda ülkemize madalya getiren, devşirme siyahi atletlerimizin fotoğraflarının altında 'Evlatlarımıza teşekkür ederiz' yazıyor.

Nedense beni bir türlü avutmuyor.


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.