YAZARA MAİL GÖNDER Hayatımız dizi olunca...

YAZARLAR / Günaydın Yazarları

Mesleğim gereği gün boyu hemen hemen tüm haber bültenlerini izlemek zorundayım. Ne yalan söyleyeyim; izledikçe kirlendiğimi, kirlendikçe dengemin bozulduğunu fark ediyorum. Sizler bir tekine bile tahammül edemezken, bendeniz gün boyunca bültenlerin kasvetiyle boğuşuyorum.
Gelgelelim, haber bültenleri tüm kamuoyu araştırmalarından ve sosyolojik analizlerden daha net bir 'ülke manzarası' ortaya koyuyor. Size sadece önceki gün izlediğim bültenlerden üç haber örneği vereceğim, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

VAH Kİ NE VAH...
Haber, neredeyse tüm bültenlerde aynı başlıklarla verildi: 'Helal sana minibüsçü...', 'İnsanlık daha ölmemiş...'
Bir görme engelli vatandaş, caddede karşıdan karşıya geçerken orta çizgide kalakalıyor. Minibüsçü hemen durup aracından iniyor ve beyaz bastonlu engelliyi karşıdan karşıya geçiriyor... İzleyince utandım.
Neden mi? Bu kadar 'sıradan' bir olayın, 'kahramanlık' gibi gösterilmesi ağrıma gitti de ondan... Bir engelliyi karşıdan karşıya geçirmenin bile 'kahramanlık' ve 'yüce bir erdem' gibi sunulduğu bir dünyaya mahkum edilmişiz; nasıl utanmayayım ki?
Bir başka haber: Kadın, evlendiği günden itibaren kocasından dayak yemiş. Bu süre içinde de üç çocuk sahibi olmuş. Kocası en sonunda ağzını burnunu kırınca, polise şikayette bulunmuş. Açılan dava sonucunda koca bir yıl dokuz ay hapse mahkum olmuş. Ama kadın bin pişman olmuş. Çünkü 'velinimetleri'(!) hapiste olduğu için üç çocuğu aç kalmış. Kadın diyordu ki, "Bebeğime bez alamıyorum. Eski kazaklarla altını bağlıyorum..."
O sırada kucağında tuttuğu solgun yavru, açlıktan ağlıyordu... Kadın, çocuklarının hayatta kalması uğruna, her gün koca dayağı yemeye razı olmuştu. Peki, biz bu kadını bile sosyal güvenlik şemsiyesinin altına alamıyorsak, kadına yönelik şiddeti nasıl önleyeceğiz ki?

HIRSIZLIĞIN BÖYLESİ
Bir haber daha: Vicdansızlar, İstanbul'un orta yerinde yokluk içinde yaşayan kadın ile çocuğunu takibe almışlar. Bir gün bir kadın kapıya gelip "Biz Çocuk Esirgeme'den geliyoruz. Senin oğlanı sünnet ettireceğiz. Nüfus kağıdını al, gel" demiş. Saf ve çaresiz anne sevinmiş. Nüfus cüzdanıyla birlikte minik oğlu Yusuf'u kadına teslim etmiş. Ama bir süre sonra kadın ve çocuk gözden kaybolmuşlar... Geriye de kameraların önünde ağlayıp çocuk hırsızlarından insaf dilenen bir anne kalmış...
İşte memleketin hal-i pür meali... 'Diziler niye izlenmiyor?' diyorlar. Hayatımız dizi olmuş. Senaristlerin yazdığına niye ihtiyaç duyalım ki?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.