YAZARA MAİL GÖNDER Övgü cepte yergi hemen iade

YAZARLAR / Günaydın Yazarları

Önceki gün akşamüstü saatleri...
Akşamın mezeleri için hazırlık yapıyor, bir yandan tereyağlı pastırmalı humus için nohut haşlıyor, bir yandan da börülce ayıklıyordum.
Sahi ben size arada bir yemek tarifleri vereyim, ister misiniz? Şöyle üç-beş dakikada yapılacak ama sanki çok uğraşmışsınız gibi görünecek, eşe-dosta hava atacağınız tarifler... Neyse, benim de ayda bir yazarak katkıda bulunduğum Cosmopolitan'ın Genel Yayın Yönetmeni sevgili Özlem Kotan uğramıştı. Mutfakta hem iş yapıyor, hem de sohbet ediyorduk.
Hayatta en sevdiğim iki işin; yani yazı yazmak ve yemek yapmanın, mesleğim olmasının ne büyük mutluluk olduğunu konuşuyorduk. Şansıma nazar değmesin diye kulaklarımızı çeke çeke vuracak tahta arıyorduk... Ki, benim asıl şanslı olduğum konu bir anda önümüze geldi.
Kapıdan içeri iki kadın girdi.
Onlar söylemeden de karşıdan annekız oldukları belliydi.

MERSİN'DEN KONUKLAR...
Çekingen bir sesle "Merhaba biz Öncel Hanım'ı aramıştık..." dediler.
Artık yerim yurdum belli olduğu için yaz boyu okur ziyaretleri çok oldu, durumu anladığımı sandım ama aslında tam anlamamışım.
Konuşmaya başlayınca ilk söyledikleri şey "Biz sizi görmek için babamızdan kaçtık" oldu. "Nasıl yani?" dedim, anlattılar.
Meğer taa Mersin'den gelmişler kendi araçlarıyla. Evin 27 yaşındaki avukat kızı Derya kullanmış otomobili.
Evin babasına "Biz Alaçatı'ya sevdiğimiz bir gazeteci kadın var, onu gömeye gidiyoruz" diyememişler. Adam da haklı tabii, "Ne işiniz var orada elin kadını için?" demez mi? Der.
Alanya'daki yazlığa gidip birkaç gün kalalım demişler, evden çıkış iznini öyle almışlar.
Sonra da yolda iki yerde, iki gün mola vererek (Anneleri biraz rahatsızmış ve uzun yolculuklara gelemiyormuş) daha önce hiç görmedikleri Alaçatı'ya varmışlar.
Baba arayıp da neler yaptıklarını, havaların nasıl olduğu falan sorarsa diye her sabah internetten Alanya'nın hava durumuna bakıyorlarmış.
Biz Özlem'le ağzımız açık bunları dinlerken, onlar ana-kız yaptıkları yaramazlığa kıkır kıkır gülüyorlardı. "Yarın döneceğiz, yine aynı yerlerde konaklayarak" dediler. Sonra bana sordular; "Siz bizim her düşündüğümüzü nasıl oluyor da bilip yazıyorsunuz?"
Peki ben size sorayım sevgili okur; "Asıl siz bana nasıl bu kadar benziyorsunuz?"

OKUR İLE YAZARIN BAĞI...
Bu şahane anne-kızın yaptığı delilik, tam benlik bir iş mesela.
Evden ekmek almaya diye çıkıp 10 gün sonra Bodrum'dan dönmüşlüğüm vardır benim de...
Aslında böyle bir şey var tabii.
Yazar ve okur, birbirleriyle kan olmasa da harf bağıyla akraba...
Bu yüzden 'Herkes, herkesi okumak ve sevmek zorunda değil' diyorum hep.
Kanının almadığı, harflerinden sana hiçbir duygunun geçmediği insanları okuyamıyorsun.
Bu yüzden; 13 yıldır burada yazı yazmama rağmen bazı SA BAH okurlarının beni tanımamasına, adımı bile bilmemesine hiç şaşırmıyorum ya... Çünkü okusa da zaten sevmeyecek, beğenmeyecek, burun kıvıracak.
Tanısam; ben de onlara bayılmayacağım, bu kesin!
Bunda ne var ki? Bu dünyada hiç kimse kimseyi sevmek zorunda değil.
Geçen gün benim çok severek takip ettiğim bir meslektaşım Ekşi Sözlük'te kendisine hakaret edildiği için Twitter hesabından kendini savunuyor, açıklama yapıyordu. Gereksiz bir çabayla...
Yahu bırakın, kim ne derse desin!
Benim gibi yapın. Sadece övgüleri kabul edin, bol bol şımarın ve olumsuz düşünenleri de kendi haline bırakın.
Siz sanki herkesi çok mu seviyorsunuz?
Başkaları da size gıcık işte!
Eee o zaman?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.