YAZARA MAİL GÖNDER Çeşme'de yüzen koyunlar

YAZARLAR / Günaydın Yazarları

Aslında işkence edilen demek istedim...
Hayvanların serin serin, keyifle yüzdüğünü zannetmeyin.
Durun oraya sonra geleceğim.
Her Kurban Bayramı'nda yaşanan 'Bu; hayvanlara eziyet mi, yoksa ibadet mi?' tartışması hiçbir zaman bitmez.
Bu yıl da daha bayram gelmeden tartışmaları geldi bile.
Ben et yiyen bir insan olduğum için bu konuda kendimle çelişiyorum.
Kurban Bayramı'nı, çocukluğumdan beri hiç sevmiyorum.
Küçükken benim ailem de dahil, mahallede hemen herkes kurban keserdi. Evin içi ve sokağımız, günlerce kan, çiğ et kokardı.
Kuzu etini yiyemememin, kokusuna dahi tahammül edemememin sebebi bence çocukluğumdaki o anılar.
Kasapta benim siparişimden önce kıyma makinesinde kuzu eti çekildiyse, onun bile kokusunu alıp rahatsız oluyorum.
Hele bir sahne var ki, hatırlamak istemedikçe bu konu her açıldığında aklıma geliyor.
Yan komşumuz pinti, nalet bir adamdı ve kasaba para vermemek için kurbanını kendi kesmeye kalkışmıştı.
eziyetsiz keselim Çocukluk
işte, bilemiyorsun ki; biz de etrafını çevirdik, adamı seyrediyoruz.
Adam bildiğin mutfakta kullanılan ekmek bıçağıyla, hayvanı kesmeye kalktı.
Kesemedi tabii angut!
Hayvancık yarım kesilmiş boğazıyla elinden kaçtı, sokakta koşmaya başladı. Aman anlatamayacağım daha fazla; dediğim gibi hatırlamak bile istemiyorum.
İşte benim gibi hem et yiyip, hem de bu bayrama karşı olanların söylemek istediği aslında tam da bu.
Hayvanı keseceksek de eziyetsiz keselim... Sevap işlediğimizi zannederken günaha girmeyelim.
Gerçi büyük kesimhanelerde, fabrikalarda falan çok mu duyarlı davranılıyor?
Ama en azından sokakta çoluk çocuğun gözü önünde, ehil olmayan ellerde yapılmasın bu kesimler.
Bir de kesim zulmü dışında; bayram öncesi hayvanları büyük şehire indirdikten sonra yaşanan tiyatrolar var ki, saç baş yoldurtur! Önceki gün, Ekim ortası güneşini tepemizde cayır cayır bulmuşken indik Ilıca Plajı'na.
Çeşme'nin yerli ahalisi olarak, sakinliğin ve çarşaf gibi denizin tadını çıkarıyoruz.
Tek tük de turist var etrafımızda.
Birden bir hareket oldu.
Birkaç adam; kocaman, tombiş, güzel mi güzel bir koçu plaja getirdi ve ilk kez kumla karşılaştığı için ürken hayvanı zorla denize doğru sürüklemeye başladı.
"Ne oluyoruz?" dememize kalmadı, adam hayvanı yine tekme tokat zorla denize soktu.
pişkinliğin böylesi!
Ben dayanamayıp şezlongdan avaz avaz "N'apıyorsun be adam, manyak mısın?
Çıkar o hayvanı sudan!" diye bağırarak koşmaya başladım.
Adam, pişkin pişkin dönüp "Yarışmaya girecek bu hayvan, ondan..." dedi.
Ben de, sahilde benim gibi ayaklanan diğer kadınlar da (Evet erkekler sadece sırıtarak izledi bu manzarayı ama turisti, Türk'ü ne kadar kadın varsa adamın üzerine yürüdü) bu açıklamadan hiçbir şey anlamadık.
Adam bizim uyarılarımızı önce dinlemedi. Ne zaman ki hayvanı boynuzlarından tutup kafasını zorla suyun içine bastırmaya başladı, benim gözüm döndü. Turist bir kadının da.
Bağırıp çağırarak adama yaptığı bu eziyetten vazgeçmesini söylerken, ben hemen 155'i aradım.
Arkamdan koşan başka bir kadın da zabıtayı aradığını söyledi.
Adam baktı ki pabuç pahalı ve bu işkenceye kendisinden başka kimse gülmüyor; koçu yine sürükleye sürükleye plajın dışına çıkardı.
Arkadaşının tuttuğu bir başka koyunu da alıp kaçtılar.
Çeşme Emniyeti'nde görevli polisler ve zabıta hemen geldi ama yetişemediler. Plaj çalışanları araçlarının plakasını verdi, sonra ne oldu bilemiyorum.
İşte aklı başında her insan evladının itirazı da inanca, ibadete değil. Her bayram öncesi ve bayram sırasında yaşanan bu saçmalıklara, bu ilkelliğe...
Burada bir anlaşalım artık!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.