YAZARA MAİL GÖNDER Sevgi varoluşun sırrıdır

YAZARLAR

Sevgili okuyucular, bugün 'Sevgililer Günü'... İslâm'ın 'sevgi medeniyeti'ni tam olarak idrak etmez de kültürümüzün özündeki aşkı bırakır şeklî meselelerle uğraşıp durursanız; gün gelir başka medeniyetlerin dinî kaynaklı Sevgililer Günü'nü baş tâcı ediverirsiniz. Lâkin Hıristiyan âdeti de desek, piyasa ekonomisinin bir reklâmcılık olayı da kabul etsek; aynı 'Anneler Günü', 'Babalar Günü' gibi, toplum olarak 'Sevgililer Günü'nü benimsedik. Aile bütçelerini zorlamasına rağmen bence fena da olmadı.
Türk Milleti, sevgiye ve aşka meyilli, romantik bir millettir. Hâkânından, fakir saz şairine kadar, kalbi yumuşak, gönlü zengin ve sevgi doludur. Bazılarının zannettiğinin aksine, Türk toplumu, bir 'Sevgi Toplumu'dur. Ünlü 'Memleketim' şarkısında Ayten Alpman'ın o güzelim buğulu sesi kulaklarımda çınlıyor: 'Zengin fakir hepsi de sevdalı...' Gerçekten de 'Bir başkadır benim memleketim...'

***
Rahmetli Fethi ağabey (Gemuhluoğlu), o tatlılar tatlısı 'Dostluk Üzerine' konuşmasında 'levlâke sırrına mazhar olmak'tan söz eder. Yüce Allah (c.c.) Resûlüne sevgiyle şöyle seslenir: 'Habîbim (sevgilim) sen olmasaydın, kâinatı yaratmazdım!...' 'Evrimciler' ne derlerse desinler, gerçekten kâinat, aşk üzerine, sevgi üzerine vâr edilmiştir. 'Sevmedikçe iman etmiş sayılmazsınız' buyuran Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), 'sevgi' için yaratılmış, sevgiyle yaşamış ve bütün varlıkların yaratılma sırrının merkezinde yer almıştır. Kısaca, sevgi varoluşun sırrıdır.

***
St. Valentine de kim oluyormuş? Bizim Mevlânâ, Yunus, Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal, Âşık Veysel dururken, hiç Valentine efendinin sözü mü edilir?!.. Birtakım câhiller tu kaka ededursunlar, koskoca 'Dîvân Edebiyatımız', asırlar boyunca aşkı en güzel şekilde terennüm etmiştir.
'Aşk derdiyle hoşem, el çek ilâcımdan tabib' diye seslenen Fuzulî'yi mi istersiniz, 'Hüsn-ü Aşk' şâiri Şeyh Galib'i mi, yoksa 'Nedim-i Şeydâ'yı mı?
Ya, dünyaya 'sevi' için gelen, 'Gel gör beni aşk neyledi' diye Allah aşkıyla inleyen benim cânım garip Yunus'uma ne demeli? Mevlânâ ise Mesnevî'den şöyle sesleniyor: 'Aşk olmasaydı dünya donar kalırdı.'
Sadece bunlar mı?
Yazmaya kalksak bırakınız benim kısaltıla kısaltıla kuşa döndürülmüş sütunumu, ciltler dolusu kitaplara sığdıramayız. Adı üstünde Âşık Veysel sitem ediyor: 'Güzelliğin on par(a) etmez / Bu bendeki aşk olmasa.' Merhum Neşet Ertaş'ın şu çağrısına kulak verir misiniz: 'Sevgiler ekelim, sevgi biçelim.'
Aşk denilince hiç sevgili dostum rahmetli Abdurrahim Karakoç unutulur mu? Meşhur Mihriban'ı dinlerken Mihribanlarınız hatırınıza gelmez mi?
'Lâmbada titreyen alev üşüyor
Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban.'
Sevgili okuyucular, 'aşk' gerçekten kâğıda yazılmıyor, kâğıtlara sığmıyor... Gene de, Aysel'e âşık 'Ben sana mecburum bilemezsin' diyen Attilâ İlhan'ı, 'Anlatamıyorum'un şâiri Orhan Veli'yi ve son eseri 'Efsane' ile Akdeniz'de sevgi fırtınaları estiren dîvân üstâdı Prof. Dr. İskender Pala'nın şu hikmetli beyitini zikretmeden geçemeyeceğim:
'En evvel aşk idi; hâlâ ki aşktır...
Aşk ki yaratılıştır; geriye ne kalır!?..'
Bir de çocukken okuduğum Eflâtun Cem Güney'in 'Türk Masalları'ndan şu sevgi sözlerini bugün sevdiklerine söylemeleri için gençlere tavsiye ediyorum:
'Nar tanem, nur tanem, bir tanem...'
'Gözüm açıp gördüğüm / Gönül verip sevdiğim?'


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.