YAZARA MAİL GÖNDER Sukut-ı hayâl

YAZARLAR

Sevgili okuyucular, bugün çok hüzünlüyüm. Sizinle dertleşme ihtiyacı duyuyorum. Mâzi gözlerimin önünden geçip duruyor. Sanki binlerce yıllık Türk tarihini bir anda yaşıyor gibiyim. Osmanlı'nın son döneminden itibaren yüz yıllık yakın tarihimizde yapılan hatâlar, kaçırılan fırsatlar bir bir gözlerimin önünden geçiyor. Geçmişi yaşarken üzülüp kahırlanıyor, yapılan her yanlışı ben yapmışım gibi eziliyorum.

Merhum Mehmet Âkif gibi, 'Tesellîden nasibim yok, hazan ağlar baharımda/ Bugün bir hânümansız serseriyim kendi öz diyarımda!' diyor, daha sonra da son mısraı haykırıyorum: 'Benim hakkım sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem'.

***
Dün gece, Suriye'yi, caddeleri, sokakları dolduran kardeşlerimizi, o güzel insanları, Halep'teki, Şam'daki paha biçilmez İslâm-Osmanlı-Türk eserlerini ve şimdi harabeye dönmüş binlerce yıllık çileli diyarı düşünerek uykuya daldım. Rüyamda Turgut Ağabeyi (Özal) gördüm. Musul-Kerkük hesapları yapıyor, bitmez tükenmez projelerini anlatıyordu.
Sevgili okuyucular, bugüne kadar devlet ve siyaset hayatımda yaptıklarımla hep öğündüm. Geçmişte doğruluğuna çok inandığım ilkelerim yüzünden kaçırdığım fırsatlara hiç üzülmezdim. Bu konuda hep 'zamanı geri alabilseydik aynısını yapardım' derdim. Lâkin bugün, 1989 Kasım'ında ANAP Genel Başkanlığı ve Başbakanlık imkânını kaçırdığıma çok üzgünüm. Rahmetli Özal da bu konuda sonradan çok pişman oldu. ANAP kısa zamanda tasfiyeye uğradı ve memleket 1990- 2002 arasındaki 12 yılını kaybetti. Zaten üzüntüm de kendim için değil, bu mübarek vatanım ve aziz milletim içindir.
***

AK Parti'nin kuruluşuna beni istememelerine rağmençok sevindim. Kırk yıllık dostlarıma, gönüldaşlarıma küsüp darılmam mümkün değildi. Ben sıramı savmıştım, artık onların günüydü. Onlara hiç değilse kalemimle yardım edebilmek için 50 yaşından sonra köşe yazarı oldum. Yaptıkları güzel icraatları bütün gücümle destekledim. Özellikle dış politikadaki küresel vizyonları, benim de 'Büyük Türkiye' hayallerimi aksettiriyordu. Başta Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül olmak üzere gerçekten iyi çalıştılar ve Türkiye'ye büyük eserler kazandırdılar. Hele çok sevdiğim Dışişleri Bakanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu'nun fikirleri benimkiyle tamamen aynıydı.
Dış politikadaki vizyonları beni çok heyecanlandırmıştı. Lâkin, Irak, İran ve terör örgütü konusundaki politikaları bu muhteşem vizyonla örtüşmüyordu. Yanıbaşımızda cereyan eden ve her bakımdan Türkiye'yi ilgilendiren olaylara hem cesaret ve hakkaniyetle karşı çıkıp 'Seyirci kalmayız' diyorlardı; hem de bir türlü müdahale edemiyorlardı. 'Buraları bizden sorulur' diyenler ve küresel politika oyunculuğundan bahsedenler, Suriye fâciası konusunda önlerine çıkan fırsatları bir türlü kullanamıyorlardı.
Milliyetçi olduğunu söyleyen MHP de, Esad yanlısı politika izleyen CHP de zaten Suriye konusunda ayak bağı olmaktan başka bir şey yapmıyorlardı. Ancak, benim kardeşim gibi sevdiğim arkadaşlarım da meydanda yoktular. Suriye konusunda en fazla söz sahibi olması gereken Türkiye'ye muharip koalisyon güçlerine 'muhafızlık' görevi veriliyordu. Bu gidişle Esad tasfiye olduktan sonra gene müzakere masasına uzaktan bakacağız ve en azından 3,5 milyon Türkmen'in haklarını da koruyamayacağız.
***

En iyisi, bundan sonra, küresel güç olma iddialarımızı bir yana bırakarak 'düvel-i muazzama' yanındaki durumumuza realist bir pencereden bakmaya alışalım ve boş yere milleti heyecanlandırmayalım.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.