YAZARA MAİL GÖNDER AK Parti'nin 11 yılı ve normalleşme

YAZARLAR

Geçen Pazar 3 Kasım 2013 tarihi itibariyle AK Parti, iktidara gelişinin 11. yılını doldurdu. Bu süre, Türkiye'nin demokrasi uygulamasında, bir siyasî partinin kesintisiz olarak millet iradesiyle iktidarda kaldığı en uzun dönemi ifade eder. İktidarı döneminde AK Parti ve yöneticilerinin elbette hataları, noksanları da olmuş; dış politikada ufkun genişletilmesine rağmen önemli fırsatlar kaçırılmıştır. Ancak bu 11 yılın son derece önemli hizmet ve hamlelerle geçtiği inkâr edilemez. Özellikle lider Erdoğan'ın Başbakan olarak dinamizmi ve çalışmaları bu başarıların elde edilmesinde önemli rol oynamıştır.

***

Türkiye'de GSMH'nin 3 misline, ihracatın 4 misline çıktığı bu dönem, -hem de dünya en büyük ekonomik kriz içinde bocalarken- âdeta ekonomide bir 'Türk Mucizesi'nin gerçekleştirildiği başarılı bir dönemi işaret etmektedir. Yıllardır erişmeye çalıştığımız 'istikrar içinde büyüme', ilk defa bu dönemde açıkça ortaya konulmuştur.
Uzun süren enflâsyonların sebep olduğu gelir dağılımı eşitsizlikleri, bu dönemde kapatılmaya çalışılmış; olağanüstü sosyal tedbirler ve gelir transferleriyle dağılım göstergelerinde ve işsizlik rakamlarında düzelme sürecine girilmiştir. Dış politikadaki değişim neticesinde, Türkiye daha 11 yıl önce sıradan bir bölge ülkesiyken, küresel oyun kurucu bir dünya ülkesi hâline getirilmiştir.
Kangrenleşmiş terör belâsıyla etkili mücadele sağlanmış ve yapılan bazı hatalara rağmen, yılbaşından itibaren sâkin ve huzurlu bir döneme girilmesi mümkün olabilmiştir.
***

Türkiye, yapılan hizmetler ve gerçekleştirilen dev projelerle büyük bir değişim ve dönüşüm geçirmeye başlamıştır. Artık insanımız istikbale daha fazla ümitle bakmaktadır.
Bu dönemde, özetle saydığımız bütün icraat mahfuz kalmak şartıyla başlıca 4 konuda 'sessiz devrimler' gerçekleştirilmiştir. Şöyle ki:
1. Militarist Vesayet tasfiye edilmiş ve 'Darbeler Dönemi' kapanmıştır. Artık tepeden inmeci jakoben zihniyetle darbecilerin işbirliği sonucunda, millet iradesine karşı militarist vesayet söz konusu olamayacaktır.
2. Jüristokratik Vesayet ve yargının siyasallaşmasına son verilmiş; özellikle yüksek yargıda bir siyasî partinin talimatları yerine âdil yargılamanın geçmesi sağlanmıştır.
3. Din-devlet ilişkileri konusunda, 'normalleşme' başlamış; çağdışı başörtüsü yasağı gündemden tamamen düşürülmüştür.
4. Bu dönemde çeşitli vesilelerle 'demokratikleşme' paketleri çıkarılmış; Türkiye, birçok bakımdan diğer demokratik ülkelerden daha ileri uygulamalara adım atmıştır.
***

Birçok devlet adamının ve yazarın 'normalleşme' diye ifade ettikleri bu müspet olguyu değerlendirirken, bizce ifrattan tefrite geçilmemesi gerekir. Özellikle; Türkiye'nin birliği ve bütünlüğü konusunda dikkatsizce davranılarak bir uçtan diğer uça geçilmesi, toplumun büyük kısmını rahatsız edecek ve marjinal uygulamalar kolayca hazmedilmeyecektir. Toplumdaki yüzde 10'luk Kürt ve yüzde 5'lik Alevî kitlesi elbette önemlidir. Esasen toplum içindeki tek kişinin dahi hakkının gözetilmesinden yanayız. Lâkin Kürtlerin kimliği 'Türk Milleti' siyasî kimliği içinde bulunacaktır; Alevîlerin ise Müslüman oldukları bilinmeli ve farklılıklara saygılı olunurken, ayrı bir dinî kimlik inşaasına çalışılmamalıdır.
Eğer aksi yapılırsa, 'normalleşme' bu defa diğer uçtan bozulmuş olacak ve sosyal huzursuzluklar devam edecektir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.