Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Türkiye'nin değişik alanlardaki gelişim ölçütü "Osmanlı" değil, dünya standartları ve gelişmiş toplumlarla kıyaslandığında bulunduğu mevki olmalıdır

Geçen hafta hayalî "Osmanlı Türk" çatışmasının anlamsızlığını vurgulamaya çalışmıştık.
Yazının yayımlandığı gün düzenlenen bir etkinlikte konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu,
"Cumhuriyetle beraber halkın egemenliği esas alındı. Şimdi Osmanlı özlemcilerine sormak istiyorum.
Cumhuriyet kurulurken, Osmanlı'dan kalan ne vardı? Bir kilometre demiryolu yoktu
" sözleriyle hem Erken Cumhuriyet söyleminin "Cumhuriyet Osmanlı" karşılaştırmalarını andıran bir yorumda bulundu, hem de 1922 öncesini devr-i sâbık (ancien regime) olarak kavramsallaştırdı.
Türkiye'de 1970'lerde aşıldığı varsayılan sığ ve anlamsız Cumhuriyet-
Osmanlı "mücadelesi"nin yeniden canlandırılarak 1922 milatlı tarihsizlik ve "devr-i sabık" karşıtı cumhuriyetçiliğin siyasetin temel söylemlerinden birisi haline getirilmesi sayısız sorunu beraberinde taşır.
Bu nedenle alıntılanan ifadenin bir etkinlik açılışında dile getirilen basmakalıp sözler olarak küçümsenmesi hatalı olur. Türkiye'de günlük konuşmalarda böylesi yorumların sıklıkla yapıldığı doğrudur. Buna karşılık ana muhalefet lideri konumundaki bir siyasetçinin böylesi bir söylemi sahiplenmesinin öneminin altını çizmek gerekir.

Devr-i sâbıkla savaş

Erken Cumhuriyet ideolojisi 1919 sonrası gelişmeleri 1789 Fransız İhtilâli benzeri bir "devrim" olarak kavramsallaştırmıştır.
Bunun neticesinde ise hem "cumhuriyetçilik" Fransa'daki anlamıyla benimsenmiş, hem de "Osmanlı," "İmparatorluk" ya da "Saltanat" olarak atıfta bulunulan güçlü bir "devr-i sâbık" kavramsallaşması yaratılmıştır.
Yeni rejim sadece büyük bir "kopuş"u vurgulamakla kalmamış, meşruiyetini sağlama amacıyla kendisini her alanda "devr-i sâbık" ile karşılaştırmıştır.
Dönemin yayınlarında siyaset, eğitim, ekonomi, sanat benzeri alanlarda gelişme ve değişim güncel uluslararası kıyaslamalardan ziyade "Osmanlı Cumhuriyet" mukayeseleri ile ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Örneğin demiryolu siyasetinin başarısı Osmanlı'dan devralınan hatların üzerine kaç kilometre eklendiği ile açıklanmıştır. (Verilen istatistiklere göre 1923'te 4,060 kilometre olan toplam demiryolu uzunluğu 1933'te 6,065 kilometreye ulaşmıştı).
Devlet kontrolündeki yayın organları ve propaganda amaçlı görsel malzeme her alanda başarı ölçütünü "devr-i sâbıkı geçme" olarak koymuş, "eski rejim karalaması"nı da somut veriler kadar, hattâ daha yoğun biçimde kullanmıştır. Bu çerçevede monolitik bir yapı haline getirilen Osmanlı'nın "olduğundan kötü" gösterilmesinin yeni rejimin daha başarılı gözükmesini sağlayacağı varsayılmıştır.
Örneğin lise ders kitaplarında "Cumhuriyet" ile "Osmanlı"nın kamu düzeni açısından farklılığını ve yeni rejimin üstünlüğünü göstermek için tıraşlı, düzgün üniforması içinde hazırol durumunda duran bir Cumhuriyet "jandarma neferi" ile düzgün olmayan sakalı, dökülen giysileri, göğsünün üzerindeki fişeklikleriyle eşkıya görünümü veren bir Osmanlı "zaptiye neferi"nin fotoğrafları yan yana verilmiştir.
Birinci resmin altında "Cümhuriyet idaresinde memleket inzıbat ve asayişinin gözcüsü bir jandarma neferi" ikincisinde ise "İmparatorluk devrinde memlekette inzıbatsızlığın timsali bir zaptiye neferi" yazmaktadır.
Bu örnekte de görüldüğü gibi "Osmanlı'nın başarısızlığı" yeni rejimin başarısının önemli göstergelerinden birisi olmuştur.
Kamu düzeni alanında "Cumhuriyet jandarması" ile "Osmanlı zaptiyesi" arasındaki karşılaştırmayla açıklanan farklılık, rejimin niteliği ve modernlik alanlarında da benzer yolla izah olunmaya çalışılmıştır.
Osmanlı geçmişi monolitikleştirilerek hiçbir katılım ve temsilin mevcut olmadığı katı mutlakıyetçi bir yapı olarak resmedilirken, Cumhuriyet "millet hâkimiyetini, millet saltanatını en iyi temsil edebilen, en yüksek, binaenaleyh Türk milletine en lâyık ve onun asil ruhuna en uygun devlet şekli" olarak kavramsallaştırılmıştır.
Modernlik alanında da benzer bir karşılaştırma ile Osmanlı, çağının fazlasıyla gerisinde kalan, modernliği bağnazlık nedeniyle reddeden bir yapı olarak sunulmuş, buna karşılık Cumhuriyet'in Batı modernliğini ülkeye getirerek sıfırdan büyük bir "aydınlanma devrimi" gerçekleştirildiği savunulmuştur.
Günümüzde jandarma neferinden, rejim karakteri ve modernliğe ulaşan alanlarda yapılan kıyaslamalar değerlendirildiğinde bunların olduğundan "daha kötü" ve "daha başarılı" gösterilen nitelemelere dayanan mukayeseler olduğu yorumu yapılabilir. Gerçekte Osmanlı zaptiyesi kanunsuzluğun timsâli olmadığı gibi Erken Cumhuriyet jandarması da kamu düzeninin parlak gözcüsü şöhreti kazanmamıştır.
Benzer şekilde İkinci Meşrutiyet deneyimi, dönem ölçülerinde anlamlı katılımın gerçekleştiği, kısa bir aralıkta özgürlüklerin Erken Cumhuriyet dönemine kıyasla daha fazla kullanılabildiği, "hâkimiyet-i milliye" kavramının gazete adı olacak kadar popülerleştiği bir yapılanma yaratabilmişti. Bunun yanı sıra Osmanlı kendi modernliğini üretebilmiş ve modernliğin tüm toplumların önüne koyduğu sorunlara belirli ölçüde cevap verebilmişti.
Bunlar göz önüne alındığında retrospektif yolla inşa olunan "Osmanlı-Cumhuriyet" mücadelesinin pek de anlamlı olmadığı, bunun yerine uzun zaman dilimlerine yayılan süreçleri ele almanın daha yararlı olduğu ortadadır ki, Türkiye'de Debray'den esinlenen yeni cumhuriyetçilik dalgasının doğuşuna kadar bu yaklaşım benimsenmiştir.
Bu alanda yeniden Erken Cumhuriyet söylemine dönmek, tarihimizle kavga etmek son derece anlamsız olmanın yanı sıra zaten fazlasıyla kutuplaşmış bir topluma suni bir çatışma ekseni daha sunmaktan başka bir netice doğurmaz.

Ölçüt Osmanlı mı?
Bunun da ötesinde "Osmanlı"nın başarısızlığı ve 1922 sonrasında değişik alanlarda ilerleme sağlanmasının 2013 dünyasında anlamlı bir ölçüt olmadığı unutulmamalıdır. Türkiye'nin ulaşım teknolojisi, eğitim ya da demokrasi alanlarındaki ölçütü dünya standartları ve gelişmiş toplumlarla kıyaslandığında bulunduğu mevki olmalıdır.
Osmanlı, CHP genel başkanının savunduğu gibi bir kilometre demiryolu bırakmamış dahi olsa bu günümüz Türkiyesi'nin ulaşım teknolojisi alanındaki başarısı ya da başarısızlığının temel ölçütü olmamalıdır. Benzer şekilde Osmanlı'nın demokrasi açısından dünyanın en geri toplumu olduğu bile varsayılsa bu Türkiye'nin şu anda demokrasi ligindeki sıralamasını meşrulaştırmaz.
Dolayısıyla 1922 öncesini monolitik bir devr-i sâbık haline getirerek onu kötülemenin, tarihiyle kavga eden bir toplum yaratma ve kutuplaşma yangınına körükle müdahale etme dışında bir yararı yoktur. Erken Cumhuriyet ideolojisi bunu meşruiyet kaygusuyla yapmıştır; bunu anlamak mümkündür.
Aynı yaklaşımın 2013'te sürdürülmesinden kaçınmanın toplumsal sorumluluk taşıyanların önceliklerinden birisi olması gerektiği şüphesizdir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER