YAZARA MAİL GÖNDER Berlin Duvarı ve ‘Avrupa’nın Bitkinliği’

YAZARLAR

Fenomenoloji'nin kurucusu ve 20. yüzyıl Alman felsefesinin önde gelen isimlerinden biri olan Edmund Husserl, 1935'te Avrupa genelinde "Avrupa bilimlerinin krizleri" konulu bir seri konferans vermişti. Zira, bir Yahudi olarak Almanya'da engellendiği için konferanslarını ve yayınlarını yurt dışında yapmak zorunda kalmıştı.

Husserl, Viyana ve Prag'da verdiği konferanslarda 'bilimlerin krizi' olarak adlandırdığı şeyin aslında "Avrupa insaniyetinin keskin hayat-krizlerinin bir ifadesi" olduğunu vurguluyordu. Husserl'e göre Avrupa, varlığa ve yaşama ilişkin asli tasavvurunu kaybetmiş ve manevi anavatanı olan Yunan felsefesi geleneğine de ihanet etmişti.

Geçen yüzyılın başında doğa bilimlerinin üstün başarıları ve hızla gelişen teknolojik yeniliklerle büyülenen Avrupalılar, hayatın anlamını varlıkların ölçülebilir olmasına, işlevselliğine yahut kullanım-değerine indirgediler.
Böylelikle evrensel bilim perspektifini kaybettiler. "Evrensel bilim" kavramını, yani evreni, varoluşun anlamı ve insanın evren içindeki yerini bir bütün olarak anlama yetisini kaybettiler.

***
Bugünlerde Almanlar, 20.yy Avrupa'sının en derin ayrılıklarından birinin simgesi olan Berlin Duvarının yıkılışının 25. yılını kutlarken Husserl'in "Avrupa'nın krizini" bir "insanlık krizi" olarak teşhis eden yaklaşımını hatırlamakta fayda var.

Ünlü filozof o günlerde Avrupa'nın nihilist, irrasyonel, manasız bir düşünce dünyası ile mahvolduğunu düşünmekteydi. Husserl, 1. Dünya Savaşını görmüş, hemen ardından eli kulağındaki II. Dünya Savaşının oluştuğu koşullarda kalkınma ve ilerleme adına yeryüzünde yapılan tahribata tanık olmuştu. Bu tahribat, Husserl'in neslinin bilim, tarih ve siyasete olan inancını yitirmesine de sebebiyet vermişti. Zira bizlere tarih yazacağını, çığır açacağını vadeden modernite, insanlığı savaşlara ve Holokost gibi felaketlere sürüklemişti.

Hatırlayalım, Hannah Arendt'in meşhur kitabının da alt başlığı olan "kötülüğün sıradanlığı" hiç bir dönemde o zamanki kadar Almanların ve Avrupalıların ruhuna işlememişti. Bu şiddet dolu günlerde Avrupa, zengin kültürel mirasını terk etti, istikametini kaybetti ve yüklendiği misyonları unuttu. Bu manzaraya bakan Husserl, "Tarihsel varoluşumuz tüm anlamını yitirmişken, bu bitmez tükenmez hayali kalkınma motivasyonu ve acı hayal kırıklıklarıyla dolu bir dünyada gerçekten yaşayabilir miyiz?" diye soruyordu.

Bütün bu söylenenler bir yana, Husserl yine de "Avrupalıların birbirlerine ne kadar düşmanlık ederlerse etsinler ortak bir kökenden geldiklerine ve ortak bir ruha sahip olduklarına" inanıyordu. Avrupalıların ulusal farklılıkları bir yana, bütün bu düşmanlıkların ötesinde "içten bir ruh akrabalığı" ile bağlı olduğunu düşünüyordu. Bu ruh akrabalığının, bir Alman, Fransız yahut İtalyan'ın Avrupa ve Avrupa dışı dünyaya karşı tutum ve davranışlarını nasıl şekillendirdiği hala önemli bir tartışma konusu. Böyle bir iç ruh akrabalığının olduğunu sorgulayanlar da var elbette.

Berlin Duvarı'na dönersek, duvarın yıkılışı hiç şüphesiz hem Almanlar hem de Avrupalılar için bir gurur vesilesi. Amerika'nın yardımıyla gerçekleşen bu yıkım, Husserl'in de altını çizdiği "Avrupa uluslarını birleştiren ruhun" sembolü. Dahası, Avrupa Birliği projesini yerel ve ulusal farklılıkların ötesine taşıyan en önemli başarılardan biri. Fakat Berlin Duvarı aynı zamanda pek de uzak olmayan karanlık bir geçmişin acı dolu sembolü olarak da hafızalarda duruyor. Aslında Berlin Duvarı, tıpkı Holokost gibi, 20.yy Avrupa'sının entelektüel ve siyasi yaşamını ele geçiren "irrasyonelitenin ve nihilizmin" simgesiydi denebilir.

Berlin Duvarının yıkılışı, 18. yüzyıldan beri peşinde koşulan 'Almanya'nın birleşmesi' hayalinin dördüncüsü olarak da görülebilir. O günlerde Willy Brandt'ın "utanç duvarı" olarak adlandırdığı duvar, bir gün elbette yıkılacaktı. Hatta Rock yıldızı Bruce Sprigsteen, 19 Haziran 1988'de, yani duvar yıkılmadan 15 ay evvel, Doğu Berlin'de verdiği bir konserde özgürlük çağrısı yapmıştı. Bu çağrı, duvardan evvel Doğu ve Batı Avrupa'yı birbirinden ayıran siyasi ve zihni duvarların yıkılması demekti.

Ne yazık ki o günden bu yana dünyada başka utanç duvarları inşa edildi. Ulusları, dinleri, kültürleri birbirinden ayıran zihni duvarlar hiç günümüzdeki kadar rotamızı şaşırtmamış, insanlığa hiç bu kadar pahalıya mal olmamıştı. Yabancı düşmanlığı, Yahudi düşmanlığı, İslamofobi, kültürel ve siyasi ırkçılığın yeni versiyonları Avrupalıların ve dünyanın başka yerlerindeki insanların dimağlarına sinmekte.

Husserl, Viyana'da verdiği konferansın sonunda "Avrupa için en büyük tehlike, bitkinliktir" demişti. Zira Avrupa, mantık, adalet ve şefkat çerçevesinde gerçekleştirmek istediği "iyi bir dünya" idealinden çok uzaklaşmıştı. Avrupa, savaşlardan, materyalizmden ve rotasını kaybetmiş bir akılcılıktan harap ve bitap düşmüş, kimsenin önemsemediği bir güç haline dönüşme riski ile karşı karşıya kalmıştı. Dahası mutluluğu insanın bireysel egosunun tatmini olarak tanımlamak da yeterli değildi çünkü Husserl'e göre "…rasyonel bir varlık olarak insan, ancak içinde yaşadığı medeniyet de rasyonel bir medeniyet olduğu takdirde rasyonel olabilir."

1930 ve 40lardan bu yana Avrupa bir hayli yol aldı. Avrupa içi savaşlar sona erdi, demokrasi kuruldu ve refah tesis edildi. Fakat Husserl'in Avrupa-merkezci bir bakış açısıyla ortaya koyduğu "Avrupa insanlığının krizi" tespiti, gittikçe yaygınlaştı, önce Avrupalıları sonra diğerlerini içine alan bir hal aldı.

Ve maalesef, bugün bilim daha insani bir noktaya gelmedi, siyaset daha çok adalet getirmiyor ve çokkültürlülük gelişmiyor.
Bir zamanların 'idealler' çatışması, yerini vahşi çıkar çatışmalarına bıraktı. Berlin'den Kiev'e, Şam'dan Kudüs'e, Washington'dan Tahran'a yeni bir soğuk savaşın zilleri çalıyor.

Tüm bunlar olup biterken, Sovyetlerin son cumhurbaşkanı Mihail Gorbaçov'un Berlin Duvarının yıkılışının 25. yılında yaptığı konuşmada; dünyayı, Ukrayna konusunda yeni bir soğuk savaşın eşiğinde olmak hususunda uyarması ironik değil mi?


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.