Türkiye'nin en iyi haber sitesi
NAZLI ILICAK

Anayasa Mahkemesi ne yapacak?

Anayasa Mahkemesi, CHP ve bazı milletvekillerinin iptal başvurusunu "şekil" yönünden inceleme kararı aldı. Ama bu bir şey ifade etmiyor. Zira, başörtüsüne ilişkin davada da, şekil yönünden incelemesi sırasında esasa girdiği belirtiliyor. Mahkeme, anayasanın 148'inci maddesine rağmen, esasa girerse, yeniden yoğun bir tartışma başlayacaktır.
Anayasa Mahkemesi'nin, ilk defa "türban" davasında konuyu esastan incelediğini ve iptal kararı verdiğini sanmayalım. 2008'den önce de, böyle bir eğilim mevcuttu.
Eski gelişmelere göz atalım:
1961 Anayasası'nda, Anayasa Mahkemesi'nin, kanunların ve içtüzüğün anayasaya uygunluğunu denetleyeceği hükmü mevcuttu. Ama mahkeme, anayasa değişikliklerini de denetlemeye başladı. Bunun üzerine 1971'de, "Anayasa Mahkemesi, anayasa değişikliklerinin şekil şartlarına uygunluğunu denetler" şeklinde bir düzenlemeyle, yetkilerinin sınırları belirlendi. Buna rağmen, Anayasa Mahkemesi, anayasanın 38'inci maddesine, "Kamulaştırma bedeli vergi değerini geçemez" hükmü konulunca, "mülkiyet hakkı zedeleniyor" gerekçesiyle, iptal kararı verdi. Anayasa Mahkemesi'nin esasa girdiği başka örnekler de vardı. "Yüksek Hâkimler Kurulu ve Yüksek Savcılar Kurulu'nun kararlarına itiraz edilemeyeceğine", "Savaşta, askeri mahkemelerde yargıç olmayan subayların da görev yapabileceğine" dair değişiklikler, "cumhuriyetin nitelikleri arasında yer alan hukuk devleti ilkesine ters düştüğü" gerekçesiyle iptal edildi. Daha o tarihlerde, Anayasa Mahkemesi, cumhuriyetin değişmezliği ilkesine dayanarak, anayasa değişikliklerini esas yönünden inceleyebileceği içtihadını geliştirmişti.
Bu yüzden 1982 Anayasası hazırlanırken, Anayasa Komisyonu Başkanı Orhan Aldıkaçtı, "Denetleme şartlarının açık açık 148. maddeye yazılmasını" istedi. Böylece anayasal denetleme, "teklif ve oylama çoğunluğu ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı" hususlarıyla sınırlandı.
İşte Aldıkaçtı'nın sözleri: "Yeniden 1975 yılında verdiği türden karar vermeye giderse ne yapılacak? Türkiye'de, bu tür kararlar verilmiş ve uygulamaya konulmuşken ve birçok anayasa değişikliği bu şekilde iptâl edilmişken, maddeyi daha açık şekle sokmamız gerekir. Keyfi bir düzen bizi nerelere götürür. Açıklık getirmeliyiz. Yani yapmış bir kere. Yarın aynı sistemi uygulamayacağının teminatı yok."
Anayasa Komisyonu üyesi Kemal Dal da, o tarihte şöyle konuşmuştu: "1961 Anayasası döneminde problem olmuştur. Anayasa değişikliklerinin sadece şekil yönünden Anayasa Mahkemesi denetimine tâbi tutulacağına dair bir açıklık varken, şekil bahane edilerek esasa intikal edilmiştir."

***

Rahmetli Orhan Aldıkaçtı, şekil şartlarının ne olduğunu 148'inci maddede sıralarken, Anayasa Mahkemesi'nin Meclis iradesi üzerine çıkarak, esasa giremeyeceğini düşünüyordu. Ama, bu şartların 148'inci maddede yer alması bile, Anayasa Mahkemesi'ni engelleyemedi. Türban davasında esastan bir inceleme yaptı. 411 milletvekilinin oyuna rağmen, "Laiklik ilkesine aykırıdır" dedi. Herhalde, gene esasa girecek. Ama bu defa, söz konusu değişiklikleri, hukuk devleti ilkesine aykırı bulmayabilir.

YAZARIN BUGÜNKÜ DİĞER YAZILARI
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA