YAZARA MAİL GÖNDER Görünen köyün kılavuzu

YAZARLAR

Demirel'in tarihe geçen lafı "şapkayı alıp gittik" olmuştu. Siyaset zora girdiğinde, 1960 darbesi nedeniyle refleksleri erimiş Demirel ne orduya ve bürokrasiye hükmetmeyi başardı.
Türkiye de "yeni Türkiye" değildi.
Ordu başını alıp gitmişti. Hiyerarşi dışı darbeler söz konusuydu.
Nihayet 12 Mart darbesi geldi. Kendi atadığı MİT Başkanı, bu konuları pazarlık ederek Çankaya'ya seçtirdiği Cumhurbaşkanı Sunay, Başbakan'a ne haber verdiler ne de telefonuna çıktılar.
Her yaptığını kurnazca açıklamayı bilen Demirel, muhtıradan sonra şapkasını alıp giderken "maksat parlamentoyu açık tutmak" gibi bir mazeretin arkasına sığınmayı unutmadı. Ama beterin beteri var. Aslında, özünde CHP'li olan o kadrolar darbeden hemen sonra anayasadaki demokratik hükümleri budamak için gidip orduyla işbirliği yapmaktan çekinmedi.
O sürece direnen tek kişi Ecevit'ti.
Tarih onu haklı çıkardı ve benimsedi.
Demirel'in siyasette yarattığı boşluğu doldurdu Ecevit ve 1973 seçimlerini çatır çatır kazandı. Yeni kitlelerle buluştu.
1977'de tek başına iktidara gelememesi büyük bir hüsran ve Türkiye için bir hata oldu. Arkası 12 Eylül...

***

Bugüne bakınca Başbakan Erdoğan'ın ne kadar farklı ve güçlü bir siyasetçi ve lider, Türkiye'nin artık ne kadar farklı bir ülke olduğunu görmemek mümkün mü?
Bir kere olayların patlak vermesinden hemen sonra attığı adımlarla bürokrasiyi bir kere daha dönüştürmeyi başardı.
Doğrudur, yanlıştır bir yana. Burada müdahale etme ve eski tabirle "celadet" gösterme yetisinden bahsediyoruz. Bugün, arkasında gerçekten bir operasyon olan girişimleri kamuoyu nezdinde, meydanlarda, seçmen tabanında dönüştürmeyi başarmış bir Erdoğan var. Basınla cumartesi günü kurduğu diyalog bu anlayışın bir uzantısıydı. Ortada demokratik platformda direnen bir Başbakan var ve bu olayların gidişini çok güçlü bir biçimde etkiliyor.
İkincisi ve daha ilginç olanı bu defaki "mücadelenin" öncekilerden hayli farklı olması. Eskiden ordu gelir darbe yapardı.
Taraf olanlar, karşı çıkanlar bulunurdu.
Şimdi bu kadar net bir durum yok ortada.
Devlette "paralel yapılanma"dan söz ediliyor. Merkezi otoriteye riayet etmeyen polisten, yargıdan söz ediliyor. Dış güçlerin müdahalesinden söz ediliyor.
Durum bu derecede vahimken ve Erdoğan bu yangınla uğraşırken, çeşitli çevrelerin, son dönemde manasız Türkçe deyim üretme sevdasının işi sulandırdığı kanısındayım. Mesela Halk Bankası'na yönelik girişimlerin "algı operasyonu" olarak nitelendirilmesi gibi. Hiç öyle "algıya" falan dönük değil o girişim. Bal gibi bir gerçek müdahaledir ve gelişi çok öncelerden bellidir. Amerika, İran-Türkiye ilişkileri konusundaki "haksız" hassasiyetini hayli zamandır bize duyurmaktaydı ve bu ilişkinin düğüm noktası olarak da bu bankayı işaret etmekteydi. Sonunda olanlar oldu.
***

Bütün bunları şunun için vurguluyorum.
Şu anda süren ve sarsıcı sonuçlarını hissettiren olayların iki boyutu var. Birincisi, yolsuzluk kısmıdır ki, söylenecek hiçbir şey yok. Varsa vardır. Kimse de bir bankacının evinden ayakkabı kutusunda şu kadar paranın çıkmasını makul bir şekilde açıklayamaz.
O ayrı bir boyutudur işin ve gecikerek de olsa Başbakan durumun daha fazla taşınamayacağını görüp söz konusu kişileri devre dışı bırakmıştır.
Ama işin öteki yanı uluslararası bir perspektife sahiptir. 1960'ta da, 71'de de, 80'de de, 1997'de de böyle olmuştur.
2012'de Arap Baharı sonrasında ABD siyasetindeki değişimi görüp yeterince değerlendirememesi hükümetin bir yandan, Gezi Olayları sırasında takınılan tavır öte yandan ve nihayet Türkiye'nin gerçekten gelişen ekonomik gücü bir başka köşeden söz konusu edilip ülkeyi bu noktaya sürükleyen düğmelere basılmıştır.
Şimdi bir yol ayrımı var. Erdoğan çok güçlü bir lider. Ama onun gücüne güç katmasının bir yolu var: demokrasi! Türkiye'deki sistemi ve yapıyı geriye dönük sayılabilecek hamlelerle değil demokratik doğrultuda genişletecek adımlar attığı andan itibaren, Gezi Olayları sırasında çok kullandığım bir kavramla söyleyeyim, mevcut zıtlaşmaları "kapsaması" halinde bu olaylar üstelik de Türkiye'nin lehine olarak aşılır.
Görünen köy de bazen kılavuz ister.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.