YAZARA MAİL GÖNDER 'İki dünya görünür...'

YAZARLAR

Bu kampanya sırasında bütün bir toplum, ona oy verecek olan da olmayan da kenara çekildi ve Erdoğan'ın performansını, inadını, iddiasını, gücünü izliyor. Kazanacağını herkesin açık açık gördüğü bir seçimde dahi seçime asıldıkça asıldı Erdoğan. Zaman geçtikçe büyük rakibi, İhsanoğlu'nu büsbütün alt etti, devre dışına çıkardı. Küçük rakipse, Demirtaş, adeta rakip olmamasından ötürü, "takımdan ayrı düz koşu" yapmanın rahatlığı içinde varlığını gösterme imkânı buldu.
Bu hazırlığın nedeni belli: Erdoğan aldığı oyları yükseltebildiği kadar yükselterek bundan sonraki planlamasına dayanak yapacak. Başkanlık yolunu yüksek oy oranının açacağını hesapladı, o sonucu elde etmeye çalıştı. Bu bir model. Katılmak katılmamak ayrı mesele. Ama Erdoğan siyasetteki başarısını zaten model kurma ve uygulama ile özdeşleştirmiş bir politikacı.
Hamlesini, yarattığı orta sınıfa dayandırıyor. O sınıfın, Marks tarafından "küçük burjuva radikalizmi" diye adlandırılan güçlü talepleri, sürekli olarak yukarıya doğru giden toplumsal hareketi Erdoğan'ın aynı yöndeki yaklaşımıyla özdeşleşiyor. Kitleler, Erdoğan'ın bir adım daha ileri gitmesiyle veya bir seçim daha kazanmasıyla toplumsal konumlarının sağlamlaşacağı kanısındalar.
Buna karşılık Türkiye, siyasetteki asıl zaafın muhalefet olduğunu gene gördü. Muhalefet, siyasetten kopuk (apolitik) bir tarz ve tutum içinde. Erdoğan'ın çok somut politik ve sosyal yaklaşımına mukabil muhalefet sadece siyasal atalet üretiyor. Sosyal platformda zayıflamış, altı boşalmış muhalefet sadece kültürel değerler üstünden siyaset yaptı. Hazindi, "ekmek için Ekmeleddin" sloganı. Bu derecede toplumsal gerçeklikten uzak bir sloganın içi doldurulamazdı. Doldurulamadı.
Başka bir model mümkün müydü diye soranlar var. Hayır, değildi. Sınıfsal tabanını yitirmiş veya toplumun statik kesimleriyle iç içe geçmiş bir parti daha fazlasını üretemezdi. Nitekim Atatürkçü -Kemalist- laik olduğunu kanıtlamaya çalışırken İhsanoğlu MHP tabanından koptu. Kültürel değer siyaseti yaptı. Gene CHP'nin geleneksel anlayışı doğrultusunda biçim üstünden bir siyaset üretti. Politik dinamikleri kavrayamadığı için "tarafsız Cumhurbaşkanı" sloganına kendisini hapsetti. Oysa tam da "taraflı Cumhurbaşkanı" dönemi açılmıştı.
Çelişkiler o kadar yoğundu ki, CHP -MHP ittifakı seçim stratejilerinin belkemiği olan Erdoğan karşıtlığını bile somutlaştıramadı. Açıkçası, kampanya yapamadı, çünkü siyaset üretemedi muhalefet bloğu.
Şimdi Erdoğan beklediği oyu alırsa ikinci perdeyi başlatacak. Başkanlık sistemine geçecek. Partisini ve devleti birlikte yönetmeye çalışacak. Zor bir proje olduğu kesin. Fakat yukarıda da söyledim. Ona bu iddiayı sadece kişisel özgüveni veya hırsı sağlamıyor. Bütünleştiği sınıfların beklentisi ve artan talepleri onu itiyor bu noktaya. Değerlendirmesi öyle. Kritik nokta, bu sistemin demokratik bir yapıya dayandırılması. Bu her bakımdan elzem ve üstünde çalışılması gereken bir husus. Neticede bir sistem dönüştürülecek.
Ak Parti Türkiye'nin Cumhuriyet tarihinde çok önemli bir dönem oluşturdu. Bu, bütünüyle siyasal bir dönem. Bütün reel siyasetler gibi sınıfsal tabanı olan bir hareket. Şimdi onun yeni bir aşaması başlıyor.
Yahya Kemal'in "bir merhaleden her iki dünya görünür" dediği durum bu olsa gerektir...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.