YAZARA MAİL GÖNDER G.Saray'ın esas meselesi nedir?

YAZARLAR

Salı gecesi Galatasaraylılar olarak mahvolduk, dağıldık. Real Madrid resmen bizi paspas yaptı. G.Saray takımı gücüyle orantılı olarak hak etmediği bir skorla ayrıldı Aslantepe'den. Ne oldu da kendi gücünün üzerinde takımlarla başa baş oynayan GS ruhu tamamen dağıldı? Oyuncular nasıl bu kadar inançsız hale geldi? Maçın son 60 dakikası "Gelin bize gol atın" diyen ve 6 yiyen, bir 10 dakika daha olsa 10 yiyecek bir ruhsuz takım nasıl oluştu?

***

Çünkü tılsım bozuldu. GS kendi kendini gerdi. Tüm takım hatta belki tüm camia gerilimli bir döneme girdi.
GS tarihinde daha önce de böyle yükselişlerden sonra tamamen iç sebeplerden düşüşler yaşandı. Acaba yine mi tarih tekerrür edecek? Yine mi GS kendi kendini yiyecek?
***

Ünal Aysal-Fatih Terim satrancının takımı uçuruma sürüklediğini 2 aydır sürekli söyledim. Dünkü yazımda Aysal yönetiminin handikaplarını ortaya koydum. Fakat Aysal yönetimi bir şeyi iyi yaptı. Saha içi ile saha dışını net şekilde ayırdı. "Saha dışında sorumluluk benim" dedi ama "saha içinin tek patronu Terim'dir" dendi. Aysal'ın bu yönetim anlayışı çok doğruydu. O sebeple geçen seneki şampiyonlukta saha içine hiçbir yöneticinin inmesine izin vermedi Aysal. Saha içindeki başarıyı saha içindekiler kutlayacaktı. O ortamdan kimi yöneticilerin istifade etmesi yanlıştı ve geçmişte hep bunlar yapılmıştı. Yöneticiler futbolcuların terleri üzerinden kendi PR'larını yapmanın derdine düşmüştü. Aysal bunu engelledi. Saha içi başarı Terim ve talebelerinindi. Yönetim buradan nemalanmaya çalışamazdı.
Bu yönetim anlayışının devamındaki ilke ise şuydu: Saha içi, takımı nasıl kuracağı ve oynatacağında tamamen özgürdü ama saha dışındaki başkanlık otoritesine karşı sorumluydu. Yani başarı olduğunda nasıl Terim destekleniyorsa başarısızlık geldiğinde de Terim, Başkan'a ve yönetime hesap vermek zorundaydı. Sonuç olarak GS'de seçilmiş irade Başkan'dı ve Terim de Başkan'ın emrinde bir profesyoneldi.
***

İşte kızılca kıyamet burada koptu. Geçmiş dönemlerde "Başkanlıktan ayrı ve bağımsız özerk yönetim" tesis etmeye alışmış Fatih Hoca evrensel kriterlere uygun bu yeni durumu hazmedemedi. Terim her zaman kendini GS'nin başına gelip giden başkanların üzerinde gördü. Terim'in zihniyetine göre kendisi "Hancı", başkanlar "Yolcu" idi. Aysal'ın saha içinde tam yetki veren ama saha dışında da başarısızlık halinde hesap soran yönetim anlayışı Terim'in alışkanlıklarına tersti.
Terim'e hesap sorulamazdı. Terim GS Başkanı tarafından sorgulanamazdı. Hele ki bunu bir yönetici yapmak istesin, Terim o kişiye gününü gösterirdi.
***

Ben siyasi hayatta atanmış profesyonellerin seçilmişlere vesayetine nasıl karşı çıktıysam sportif hayatta da aynı zihniyete karşı çıkmak zorundayım. Bu ilkesel bir mecburiyettir. Eğer Ünal Aysal beğenilmiyorsa Aysal'ın devrileceği yer sandıktır. GS'ye üye olma prosedürü konusunda eleştiriler ifade edilebilir. Ben o alandaki yanlışları en çok söyleyenlerden biriyim ama sonuç olarak GS'nin patronu şu an itibariyle seçilmiş Başkan'dır. Teknik direktör ve tüm profesyoneller de Başkan'a itaat etmek zorundadır. Çünkü son tahlilde sorumluluk Başkan'dadır. İsterse yarın bir profesyonelin işine son verir. Başkan başarısız olursa da bunun bedelini öder. İktidardan iner.
***

GS tarihinin efsane isimlerinden biri olan Terim de profesyonel hayatı bırakır, camia içindeki ağırlığını kullanır ve başkanlığa aday olur, seçilir gelir. İşte o zaman istediği gibi tam patron Terim'dir. O zaman Terim kulüp içinden kimseye hesap vermez. Sadece GS camiasına ve taraftarına karşı sorumlu olur.
Türk siyasetinde yıllarca yaşadığımız demokratik hiyerarşi kavgası şimdi GS'de yaşanıyor. Bu iş normalleşmeden ve evrensel kriterlere uygun hale gelmeden de GS'ye huzur yok.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.