Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Daha önce yazdığım gibi 1915'te katledilen Ermenilere taziyelerini gönderen Başbakan Erdoğan'ın bu vicdanlı devlet adamı duruşu 1915'te Büyük Felaket yaşanırken de şerefli ve ahlaklı duruş gösteren devlet adamlarımızın devamıdır. Önceki günkü grup konuşmasıyla da 1915 kahramanlarının ruhunu şad etmiştir Erdoğan.

***

Tehcir kararı kendisine tebliğ edildiği anda reddetme şerefini gösteren Kütahya Valimiz Faik Ali Bey'den bahsettim dün.
Başka şehirlerden sürgün edilip perişan halde Kütahya'ya varabilen Ermenilere sahip çıkılması için maiyetine emir veren bu şerefli devlet adamımız... Kütahya Ermenilerine din değiştirmelerini dayatan, "Ya topluca ihtida edersiniz ve burada kalırsınız ya da tehcir kafilelerine katılırsınız" diyen şehrin haysiyet yoksunu polis müdürünü görevden alan, "Ermenilere karşı mezalime Kütahya Türkleri bugüne kadar katılmadı, bugünden sonra da katılmayacak" diye şehrin idare meclisinde haykıran onur abidesi bir devlet adamıydı Faik Ali.
***

Yine İttihatçıların bu hukuksuz ve ahlaksız emri eline gelince "Ben valiyim, eşkıya değilim. Bu işi yapamam" diyebilme şerefini gösteren Ankara Valimiz Hasan Mazhar Bey vardı. Konya'ya yığılan onbinlerce Ermeni'nin hayatta kalmasını sağlayan, bu sürgün kararını uygulamaya direnen Konya Valimiz Celal Bey vardı. Celal Bey, daha evvel Halep valisiydi. Suriye çöllerine sevkıyatın, katliam anlamına geldiğini çok iyi biliyordu... Bu şerefli devlet adamına, Konya'nın şeyhleri ve âlimleri en büyük desteği verdi. Hem İslam'a hem de insanlığa aykırı bu katliam niteliğindeki sürgün kararına derin bir ahlak ve faziletle direnen Müslüman âlimlerimiz ve şeyhlerimiz vardı bizim.
***

Kastamonu Valisi Reşit Paşa, Basra Valisi Ferit Bey, Yozgat Valisi Cemal Bey, Lice Kaymakamı Hüseyin Nesimi Bey ve Batman Kaymakam Vekili Sabit Bey gibi daha başka ahlak abidesi devlet adamlarımız da vardı. İttihatçı zihniyet bu şerefli tavırları gösteren devlet adamlarımızın da bir kısmının canını aldı. Sonunun mezalim olacağını bile bile tehcir kararının alındığı gibi, bu onurlu insanların da gözlerinin yaşına bakılmadı.
***

Peki, şimdi kendimize soralım: Biz bu şerefli Türk devlet adamlarının manevi torunları olarak mı kabul ediyoruz kendimizi? Bu onurlu adamların heykellerini, görev yaptıkları şehirlere dikecek miyiz? Yoksa göz göre göre katliam kararı alan şerefsiz adamların mı torunlarıyız? Bu katil adamları mı övüp duruyoruz her yerde? "Yaptık ve haklıydık" deme haysiyetsizliğini hâlâ gösteriyorsak, bu ikincilerin torunlarıyız demektir. Bugün karşımızda olan soru budur. Hangi Türkleri manevi atamız kabul ediyoruz?
***

İttihatçıların ismini taşıyan bulvar ve caddeleri nerdeyse her şehirde bulmak mümkün. Peki, ya insanlığının ve vicdanının sesini dinleyen şerefli Türk devlet adamlarının adına okullarımız, hastanelerimiz, bulvarlarımız, caddelerimiz var mı? Bir tane olsun var mı?
Biz bugün kimlere sahip çıkıyorsak, kimlerin adını yaşatıyorsak onların manevi torunlarıyız demektir! İşte bu şerefli Türklere sahip çıkarsak "Bizim atalarımız katil değildi" deme hakkımız olabilir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER