YAZARA MAİL GÖNDER Başkanlık sistemine geçiş zarurettir

YAZARLAR

Dün de ifade ettiğim gibi Başkanlık sistemi meselesi Erdoğan meselesi değildir. Türkiye özgürlükçü ve demokratik bir anayasal çerçeve altında başkanlık sistemine geçiş yapamazsa ileride muhakkak ki büyük problemler yaşayacağız.
O yüzden başkanlık sistemi meselesi hayati bir konudur.
Recep Tayyip Erdoğan zaten fiilen çok güçlü ve daha güçlü olmak için başkanlık sistemine ihtiyacı yok. Fakat Türkiye'nin başkanlık sistemine ihtiyacı var. 29 Ağustos 2019'a kadar siyasal iktidarın tek ama tek hâkimi Erdoğan'dır bu ülkede.
2019 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de ikinci kez seçilmesine düşmanları bile kesin gözüyle bakıyor. Rakibi yok.
Şu an yaşamakta olduğumuz fiili durumu kimse de değiştiremez. Bu devletin Başkanı şu an zaten Erdoğan'dır...

***
Erdoğan'ın niyeti kötü olsa mevcut rezil 12 Eylül anayasasıyla istediği gibi ülkeyi yönetebilir. Asla bir sistem değişimi istemez.
12 Eylül anayasasında Cumhurbaşkanlığı'na verilen yetkiler Başkanı'na verilen yetkilerden fazladır.
ABD Başkanı yetki anlamında asla 12 Eylül anayasasının Cumhurbaşkanı kadar güçlü değildir. Üstelik şu anki sakat sistemde Cumhurbaşkanı'nın yetkisi bol, sorumluluğu ise nerdeyse yok...
***
Başkanlık sistemi der demez "Diktatör yaratır" hurafesine artık milletin çoğunluğu da inanmıyor.
Çünkü adam gibi bir başkanlık sistemi gerçek bir kuvvetler ayrılığı sistemidir ve dolayısıyla diktatörlüğe karşı panzehir işlevindedir. Ayrıca bazı tarihi olgulardan bahsederek birtakım hurafeleri çürütmek mümkündür...
***
Önce şu basit soruyu soralım: Başkanlık sistemiyle gelen hangi ünlü diktatörü tanıyorsunuz? Ben hiç tanımıyorum ve bilmiyorum.
Peki, şöyle bir soru soralım:
Nazizm, Faşizm, Bolşevizm, yani Hitler, Mussolini ve Lenin hangi politik sistemler vasıtasıyla diktatörlük inşa etti? Cevap:
Hepsi parlamenter sistemler sayesinde.
***
Başkanlık sisteminin neden diktatörlüğe daha kapalı bir sistem olduğuna biraz değinelim...
İnsanlık tarihinin önemli bir ilerlemesi; yasama organının, yürütmeden ayrılmasıyla gerçekleşmiştir.
Diktatörlüğe en müsait ortam, devletin üç temel kuvvetinin (yasama, yürütme ve yargı) aynı elde bulundurulmasıdır. En eski despotluklardan, en son faşist ve sosyalist diktatörlüklere kadar, yaygın rastlanan pratik şudur: Diktatör, bu üç kuvveti de bünyesinde toplar.
Yürütme zaten kendisidir, yasama organı üyelerini o seçer, yargıçlar Franco, Salazar veya Stalin gibi sandık yoluyla iktidardan gönderemeyeceğiniz bir diktatöre sadakat yemini yaparak işe başlar.
***
Fakat insana en uygun sistem olarak; bu üç kuvvetin gerçekten birbirinden ayrılması, ilk çağlardan beri ima edilegelmekle birlikte, en tutarlı biçimde Fransız liberal düşünür Montesquieu tarafından formüle edilmiş ve tarihin ilk anayasal demokrasisi olan ABD'de 1787'de hayata geçmiştir. Başkanlık sistemi hakkındaki bir başka yanılgı burada ortaya çıkar:
Kuvvetlerin birbirinden tam bağımsız olmasının gerekliliği savunulur. Oysa kuvvetlerin birbirinden çok fazla ayrılması durumunda; her birinin derebeyleşmesi, yani bir yerine üç grup diktatörün yaratılması ihtimali ortaya çıkabilir. Yarın Türkiye'nin demokratikleşmesi için de çare olarak gördüğümüz iki turlu dar bölge başkanlık sistemi modelini anlatmaya devam edeceğiz...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.