YAZARA MAİL GÖNDER Yakın çevre...

YAZARLAR

Yeşilçam filmlerinin o meşhur sahnesi... Hayatı zorluklarla geçmiş, büyük bedeller ödemiş ve önemli konuma gelmiş bir baba. İki çocuğu var. Küçük olan babası gibi düşünüyor. O'nun çizdiği hayat çerçevesinden memnun. Büyük olan biraz aykırı. Aslında baba ile diyalogu da iyi değil. İçten içe devam eden gerilim, bastırılmış hisler söz konusu. Ve bir kriz anında baba ile büyük oğlu karşı karşıya geliyor. Baba hem şaşkın hem de kızgın. "Daha ne yapacaktım? Çektiğim sıkıntıları sana yaşatmadım. En iyi imkânları sun- dum. Bir türlü beni sevmeni sağlayamadım" der gibi. Büyük oğul ise isyanlarda. "Evet baba, benim için büyük fedakârlıklara katlandın. Her şeyin en iyisini verdin. Ve bunu yeterli sandın. Ama nasıl olduğumu hiç sormadın. Duygularıma hiç değer vermedin! Beni anlamadın baba!"

***

Taksim Gezi Parkı'nda sergilenen sivil duruşun, ülke genelinde direnişe ve masumiyetini kaybederek şiddet eylemlerine dönüştüğü süreçte, ısrarla bir soruya yanıt arandı:
"Başbakan'ın yakın çevresi olup biteni görüp, bir şey söylemiyor mu?"
Bu sorunun sahipleri, her şeyi kendilerinin bildikleri iddiasındalar. "Yakın çevrenin" Başbakan'ı doğru bilgilendirmediğinden neredeyse eminler! Üç gündür, o yakın çevre ile birlikte, Başbakan'ın Kuzey Afrika seyahatine eşlik ediyorum. ANA uçağında, otel lobisinde, akşam yemeğinde bolca sohbet fırsatı buldum. Yakın çevreyle ilgili yorumların önemli bölümü, o çevreyi tam "tanımamaktan" ve "önyargıdan" kaynaklanıyor. Zira kimse kör, sağır ve dilsiz değil. Herkes her şeyin farkında. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın okuduğu metnin ana mesajları da, Gezi Parkı için referandum formülü de ekip çalışmasının bir ürünü.
***

Aktaracaklarım, benim kişisel gözlemlerim. Yani, yakın çevreyi bağlamıyor.
Taksim merkezli kitlesel olaya şimdilik "güvenlikçi politikalar, istihbari bilgiler ve iç-dış güç odakları" ekseninden bakılıyor. Hatta Gezi Parkı'ndaki ilk kıvılcımın planlı olduğunu düşünenlere de rastlanıyor.
AK Parti Merkez Karar ve Yürütme Kurulu'nda, toplum bilimci akademisyenler de bulunuyor. Kitleleri harekete geçiren nedenlerin, "toplum psikolojisi ve siyaset sosyolojisi" açısından da ele alınması bekleniyor.
Polisin tutumu genelde eleştiriliyor. Ancak protesto gösterilerinin çatışmaya dönüştüğü andan itibaren emniyet birimlerinin görevini yaptığı savunuluyor. "Orantısız güç" kullanımının yanı sıra "o anın gerekliliği" de değerlendiriliyor.
Başbakan'ın muhafazakâr kimliğindeki hassasiyet noktalarını iyi bilen parti büyüklerinin, siyaseten çabuk karşılık bulacak düzenlemeler önerdikleri lakin parti tabanını ve kamuoyunu aydınlatmayı ihmal ettikleri söyleniyor.
Sosyal medya üzerinde bolca duruluyor. Özellikle, psikolojik harekât başlatan çevreler, bunların yabancı istihbarat örgütleri ile olası bağlantıları, Seferberlik Tetkik Kurulu uzantılı aktörlerin rolü tartışılıyor.
İstanbul zayıflatılırsa AK Parti'nin siyasi kalesinin surlarında gedik açılarak siyasetin yeniden dizayn edileceği kuşkusu paylaşılıyor.
Türkiye'nin ekonomik ve politik görünümünü bozma çabaları, yabancı basının olayları aktarma biçimi, içeriden manipülatif bilgi taşıyanların bağlantıları da göz önünde tutuluyor.
Bilhassa MHP'nin tavrı övgüye değer bulunuyor.
Cumhurbaşkanı ile Başbakan'ın stil farkı da sessizce not ediliyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.