YAZARA MAİL GÖNDER Siyaset bilimi mi yetersiz, olayın kendisi mi benzersiz?

YAZARLAR

Bunca sinsi kaset, bunca illegal kayıt, bunca iddia, bunca fezleke, bunca senaryo...
Her gün tekrar eden, dozu giderek artan psikolojik harekât...
İçerden ve dışarıdan en ağır salvo...
Bütün bunlara rağmen, meydanlara akın eden milyonlar!
Direnen bir Başbakan...
Acaba siyaset sosyolojisinin temel değerlendirme biçiminde köklü değişiklikleri mi tartışsak?
Yoksa...
Benzersiz bir durumla ve özellikli bir liderle karşı karşıya olduğumuzu varsayarak bugünü ayrı bir paranteze mi alsak?

***

17 Aralık 2013'ten bu yana geçen üç ayda, belki de üç yıla sığacak baş döndürücü gelişmeler yaşadık.
Kökü, 30 yıl öncesine uzanan olaylarla şimdi yüzleştik.
Ve şu noktaya geldik.
1- Hukuk herkese lazım.
2- Hukuk kılıfı giydirilmiş tuzaklara her an, herkes düşebilir.
3- Devlet, tek tipleştirilemez!
4- Siyasete, sandık dışında hiçbir yol ve yöntemle istikamet çizilemez.
5- Siyaset kurumu, şeffaf ve hesap verebilir oldukça güç ve itibar kazanır.
***

17 ve 25 Aralık kurgularına rağmen, seçmenin Başbakan'a inatla sahip çıkma iradesi hakikaten dikkate değer. Bu kadarı, ana oyun kurucular bakımından dahi sürprizdi. Yani, bitip tükenmek bilmeyen sosyal medya taarruzuna, yasadışı sesli ve görüntülü servislere karşın, milletin frekansının bozulmaması...
Peki, ne oldu?
Bu güçlü tablonun miting alanlarında görülmesi ile muhtemelen strateji güncellendi. Bir başka ifade ile Başbakan'ı milletin gönlünden ve sandıktan kazıyamayacağını gören küresel senaristlerle yerli figüranlar farklı enstrümanlar geliştirdi. "
Yüzde kaç oy alırsan al, ülkeyi yönetemezsin" temasıyla yenilenen senaryo, 31 Mart'tan itibaren tek hedef olarak Başbakan'a vurmayı, direncini kırmayı, mahremiyetini ihlal etmeyi, sabrını taşırmayı ve böylece daha sert tepki vermesini sağlamayı sürdürecek. Sonra dönüp, "Biz dememiş miydik?" sorusuna vereceği şablon yanıtlarla, kendi kendini teyit edecek.
***

Bu oyunun bozulması, kuşkusuz kararlı duruş gerektiriyor. Ama seçim ortamından beslenen gerilim odakları için artık bir balkon konuşması bile yeterli olmayabilir. Mühim olan, "Değil balkon, çatı konuşması yapsanız bile kâr etmez" tezini dillendirenlere malzeme verilmemesi. Onun usulü de belli.
1- Devlet aklıyla mücadele.
2- Adalet anlayışı içinde hareket.
3- Demokratik yürüyüşte devamlılık.
4- Bloklaşmalara karşı toplumsal uyum reçetesi.
5- Ve aklanmayı teşvik.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.