Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Türkiye, uzun zaman sonra AB ile ilişkilerde yeniden ivme yakaladı. AB yetkilileri aksini iddia etse de Suriye kaynaklı göç dalgası, Ege'de can veren insanların dramı, Avrupa sınırlarına dayanan mülteciler "büyük uyanışa" vesile oldu.
10 Kasım'da yayınlanan AB İlerleme Raporu, 15-16 Kasım G20 Antalya Zirvesi, Aralık'ta toplanması beklenen Türkiye-AB Zirvesi… Trafik müthiş yoğun.
Avrupa Komisyonu Birinci Başkan Yardımcısı Frans Timmermans ve Genişlemeden Sorumlu Üye Johannes Hahn hafta içinde Ankara'da idi. AB Konseyi Başkanı Donald Tusk ve AB Komisyonu Başkanı Jean-
Claude Juncker
de Antalya'da olacak. Fransa Cumhurbaşkanı F.
Hollande
ve Almanya Şansölyesi A. Merkel de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'la üçlü toplantı yapacak. Ana gündem maddelerini; göç krizinin çözümü, sığınmacılar için finansman paketi, Türk vatandaşlarına vize serbestisi, geri kabul anlaşmasının uygulanma takvimi ve yeni müzakere fasıllarının açılması oluşturacak.

***

Göç demişken… AB tarafının yaklaşımı oldukça ilginç. Türkiye'nin, Suriye ve Irak'tan gelen sığınmacılarla ilgili problemleri kendi başına çözebileceğini düşünmüşler. Hatta Türkiye, yakın döneme kadar "desteğe ihtiyaç duyduğunu söylememiş!" İnanılır gibi değil ama aktarımlar böyle. Sanırım, Türkiye'nin "açık kapı politikasını" yanlış yorumlamışlar. Oysa Ankara, sığınmacılar için gerçekleştirdiği 8 milyar dolar harcamaya karşın uluslararası toplumun ilgisizliğini her vesile ile anlattı. AB penceresinden görünen bir başka tuhaf husus da şu:
Gerek 1989'da Bulgaristan'dan zorunlu göçe tabi tutulan Türkler, gerekse 1991'de Halepçe katliamından kaçan Kürtler Türkiye'de himaye edilmişti. Yani, o göç vakaları Türkiye sınırlarında kalmış, ülkeler arası insan akımına yol açmamıştı. AB, Suriye'deki iç savaşın seyrini ve sığınmacıların Türkiye'deki varlığını biraz da bu gözle değerlendirmiş! Sanki güvenlik açıkları ve ekonomik dengesizliklerin AB'nin konforunu tehdit edeceğini pek hesaba katmamış!
Ve son husus… Suriyelilerin esasen Türkiye'de kalması daha doğruymuş.
Türkiye'de istihdama katılmaları halinde hem sinerji sağlamaları söz konusu olurmuş hem de ülkelerine döndüklerinde Türkiye için fırsata dönüşürlermiş.
Özetle…
AB; göçmen sorununu, Afrika'ya hibe vererek, Türkiye'yi fiili göçmen kabul merkezine dönüştürerek, az sayıda iyi yetişmiş mülteciyi kabul ederek halletme eğiliminde.
***

AB perspektifinden "paralel yapı" dosyasına gelince… Bu noktada ikircikli tutum hakim. Örneğin, İlerleme Raporu'nda, "Devlet içerisinde var olduğu iddia edilen paralel yapı" ifadesi dikkati çekiyor. AB, paralel yapıyı suç örgütü olarak kabul etmek bir yana paralelle mücadelenin yargı bağımsızlığının ihlal edilmesine yol açtığını savunacak kadar ileri gidiyor. İkili temaslarda ise AB yetkililerinin paralel yapıdan "örgüt" diye bahsettiği, "Bu örgütün masum olduğunu söylemiyoruz. Sadece hukukun üstünlüğü ilkesinden onların da yararlanması gerektiğini belirtiyoruz" dedikleri anlatılıyor.
Netice…
Daha çok Türkiye'nin iç işi gibi algılanan "paralel yapı" konusunun süratle uluslararası gündem maddesine dönüştürülmesi; yargı, emniyet, istihbarat, akademi ve iş dünyasına uzanan ağın faaliyetleri ve risklerinin özel olarak izah edilmesi gerekiyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER