YAZARA MAİL GÖNDER Müfredatı ülkenin yarını belirler

YAZARLAR

Endüstri sonrası toplumun ayak seslerinin duyulmaya başladığı 1990'lı yıllarda, piyasanın ihtiyaç duyduğu mühendislerin yetkinlikleri fazlaca tartışılır olmuştu. Söylenen "bir şeyden çok üretmek" anlamındaki endüstrinin, geleneksel iş tanımlarına sahip mühendislik bilgi ve becerilerinin, artan ve dönüşen ihtiyaçları artık karşılayamadığıydı. Zira emek, sermaye ve hammadde gibi üretim faktörlerinin yanına "paylaşıldıkça çoğalan bilgi" gelmişti ve eğitim kurumları, bu yeni üretim faktörünü süreçlere uygulamada "hantal" davranıyordu.
Sonuçta Drexel Üniversitesi, mühendislik eğitimini yeniden düşünme ihtiyacı hissetti ve bunu yaparken endüstrinin artık hangi tür becerileri talep ettiğinden yola çıktı. Görüldü ki mühendisliğin branş bilgisi, aranan nitelikler içinde vazgeçilmez olsa da önem derecesinde 6'ncı sıralardaydı. İlk sırayı, öğrenme becerisi, iletişim ve ilişki kurma yetileri alıyordu.
Üniversite, eğitimin süresi de dâhil müfredatı buna göre değiştirdi ve endüstri, bu okuldan mezun mühendisleri kapmak için kuyruklar oluşturdu. Türkiye'de bu ihtiyacı ilk gören, Marmara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi'nin dekanı, Prof. Dr. Nüket Yetiş oldu. Daha sonra ona TÜBİTAK Bakanlığı getirecek başarısını, endüstrinin taleplerini öğrenmek için sanayicinin ayağına gitmekle sağladı.
Bugün şükür ki benzer yöntem diğer üniversitelerimizde denendiği gibi endüstri liseleri de bu verimli yolu seçmiş bulunuyor. Neticede lise mezunlarının "değer üreteceği" işyerlerinde sanayicilerin talep ve ihtiyaçları hesaba katılmadan yapılacak eğitim, diploma kazandırsa dahi beceri geliştiremeyecektir.
Çok sayıda okul biliyorum ki temel soruya cevap bulamıyor. Bu soru "öğrendiğimiz hayatta ne işimize yarayacak" kaygısıdır ve sırf müfredat böyle belirlenmiş diye, kimsenin talep etmediği bilgileri çocukların zihnine kazımanın anlamı yoktur.
Başka bir örnek, gelişen ve genişleyen ihtiyaçlar üzerinden verilebilir. Eğer siz endüstri meslek liselerinde müfredatı hayattan kopartırsanız, kentler gelişmez, ekonomiler güçlenmez, katma değer oluşmaz ve gelecek planlarınız suya düşer.
İbrahim Burkay'ın çarpıcı bir örneği var.
Burkay, BTSO başkanlığına aday genç kuşak vizyoner işadamlarından ve kentini, Türkiye'nin uzay üssü, savunma sanayi üretim merkezi olarak konumlandırıyor. Eğer ülkemiz 2023'te ilk 10 arasında olacaksa, ilk 100'e girememiş Bursa ile bunun mümkün olmadığını biliyor. "Bizi uzaya taşıyacak olan" diyor Burkay, "bizim savunma sanayimizi kuracak olan, bu alandaki ihtiyaçlar üzerinden müfredatı belirlenmiş endüstri liseleridir." Eğer benim derdim uzay ise torna tesviye becerisinden fazlasına ihtiyaç vardır. Eğer benim derdim mekatron ise mekanik ustalığıyla yetinemem. Bunu sağlayacak olan eğitim sistemi ise ülkemin yarınına yönelik ihtiyaçları bugünden okumalı ve ona göre müfredatı dönüştürebilmelidir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.