YAZARA MAİL GÖNDER Hem suçlu hem de güçlü olma konforu

YAZARLAR

Can Dündar casuslukla suçlandığı dava duruşmasının çıkışında meşhur Fransız İhtilali anlatılarından ilhamla "Burada yargılanan değil yargılayan biz olmalıydık" anlamına gelecek şeyler söylemiş. Havalı fakat kof laflar.
Kendisine "Basın özgürlüğünden söz ediyorsunuz ama hakkınızda haber yapan gazetecilere dava açıp duruyorsunuz. Bu bir çelişki değil mi" sorusunu yönelten gazetecileri 'tetikçi' olarak yaftalayıp şürekasına gösteren Can Dündar iyi ki hiçbir şeyi yargılama konumunda değil.

***

Hepiniz oradaydınız.
Sabah muhabirleri Nazif Karaman ve Dilek Yaman ile Star muhabiri Kemal Gümüş adliyede saldırıya uğradı. Muhabir arkadaşlarımızın çevresinde toplanan kalabalık, kendilerini itip kakarak soru sormalarını engellemeye çalıştı. Gazeteciler hakaretlere, tehditlere ve tacizlere maruz kaldı.
Kalabalığın içerisinde bir kişinin ön plana çıktığını görüyoruz. Adı: Murat Sabuncu... Cumhuriyet gazetesinde çalışıyor. Ve iki gündür bize gözlerimizle gördüğümüz bir gerçeğin aslında öyle olmadığını anlatmaya çalışıyor. Bilinçaltındaki bütün yansıtma mekanizmalarını kullanarak ve kadın hakları şampiyonu arkadaşlarının da çarpıtmalarıyla.

Sabah muhabirine saldırıyı Nazif Karaman A Haber'de anlattı!

***
Kamera kayıtlarını izlediğimizde şunu görüyoruz: Çıkan kargaşada Murat Sabuncu gerilerden gelerek muhabir arkadaşlarımızın üzerine zıplıyor. Gazeteci arkadaşlarımızın üçünün de ortak ifadesine göre Sabuncu elini savurmuş ve yumruğu Sabah muhabiri Dilek Yaman'ın omzuna isabet etmiş.
Sabuncu başlangıçta olayı bütünüyle inkar ediyor. "Görüntülerde böyle bir şey yok, bana iftira atıyorlar" diyor. Güvenlik kamerasından alınan ilk kayıtlar ortaya çıkınca 'Vurmadım, iki elim de yandaydı nasıl vurabilirim, ayırmaya çalışıyordum' anlamına gelecek açıklamalar yapıyor.
Olayı daha net bir şekilde gösteren son kayıtlar ortaya çıkınca da işin esası hakkında konuşmayı bırakıp "havuz medyası, lağım medyası, provokatörler, tetikçiler" diskuruna giriyor.
Gerçeklikten kopuk, çelişkili, utanç verici bir yaklaşım...
***
Sabuncu halen orada ne yaptığını, amacının ne olduğunu, tartışma sırasında neler söylediğini, arkadaşlarımızın üzerine neden uçtuğunu ikna edici bir biçimde açıklayamıyor. İki eli yanda iken uçmayı nasıl başardığı ise fizik kurallarını alt üst eden bir muamma... Belki bu konuda kendisine uçan kuşlar ve atlar hakkındaki derin bilgisiyle ön plana çıkan mitoloji uzmanı arkadaşları yardımcı olabilir.
***
Olay sonrasında yaşananlar ise tam bir turnusol kağıdı...
Saldırıya uğrayan kendi arkadaşları olmadığı için "şüphe durumunda kadının beyanı esastır" ilkesini bir anda unutuverdi medyamızın güzide kalemşörleri...
"Gazetecinin görevi icabında provoke edici sorular sormaktır" diyen büyük medya etikçileri ve özgürlük savunucuları meslektaşlarını 'provokatör' olmakla itham etmeye başladılar.
"Bırakın bir kadını incitmeyi, herhangi bir insanı bile incittiği görülmemiştir", "Tanıdığım en nazik insandır", "Herkes yapar, o yapmaz" diyen'tanırım, iyi çocuktur'cular türedi.
Hemcinsleri mağdur olduğu halde zorba arkadaşlarına "geçmiş olsun" diyen kadın gazetecilerin gerçek yüzlerini gördük.
Üzerine atlayıp itmekle yumruk atmak arasındaki farktan medet uman şiddet ölçerler bile zuhur etti.
Varlıklarını her konuda açıklama yapmalarına borçlu olan basın meslek örgütleri hafta sonu tatiline erken girdiler.
***
En önemlisi olayın üzerinden üç gün geçtiği halde özür dileyen çıkmadı. Dündar, Sabuncu ve arkadaşları hatalarını anlayıp nedamet getirmek şöyle dursun yalan ve çarpıtmalarına devam ediyorlar. İnsani ve mesleki boyutlarını gizleyerek hadiseyi bir siyasi tartışmaya dönüştürmeye çalışıyorlar.
Saldırdıkları meslektaşlarımızı şimdi de yayın organlarını kullanarak hedef gösteriyorlar. Çok bağırarak ve kendilerini acındırarak haklı çıkabileceklerini sanıyorlar.
Fena halde yanılıyorlar.
***
Bir kez daha anladık ki yukarıda saydıklarım için saldırıya uğrayan kişinin gazeteci ya da kadın olması önemli değildir. Onlar için fikir ve ifade özgürlüğü söylevleri, kadın hakları kampanyaları kendi küçük klanlarının menfaatine hizmet ettiği müddetçe kullanılacak bir aparattan, bir politik maniveladan ibarettir.
Bu tek olay bile medyamızın acıklı halini gözler önüne sermesi, kamuoyunun bu kişilerin hak savunuculuğuna ve özgürlükçülüğüne neden itibar etmediğini göstermesi bakımından yeterlidir.
***
Kendilerini zaman zaman bu köşeden eleştirdiğim ve eleştiri konusunda ne kadar hoşgörülü olduklarını bildiğim Sabah Özel İstihbaratmuhabirleri Dilek Yaman ve Nazif Karaman'a geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Bu kadar zor şartlar altında dahi görevlerini yaptıkları için kendilerini kutluyorum.
Yetkililerden öncelikle gazetecilerin çalışma koşullarını iyileştirmek ve güvenliklerini sağlamak konusunda daha hassas davranmalarını, sonra da olayı bütün boyutlarıyla aydınlatıp basını susturmayı amaçlayan bu saldırının faillerini yargı önüne çıkarmalarını bekliyorum.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.