Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Türkiye, 2009'da adını "demokratik açılım" olarak koyduğu Kürt meselesini demokratik zeminde çözme sürecine, üç yıl sonra yeniden döndü.
Toplum da siyaset de ağır bedeller ödendiği için bu kez biraz daha temkinli... Ve herkes kendi ölçüsünde dersler çıkartarak bakıyor yeni sürece.
Bu noktada cevabı aranan soru şu: "Silahlar neyin karşılığı bırakılacak?" Bu soruya Afrika gezisinde Başbakan Erdoğan şöyle cevap veriyordu:
"Neyin karşılığı diye bir şey yok. Onlar ciddi bedel ödüyor. Şu anda onların dağdaki hayatı çekilir bir hayat mı? Şimdi bu hayattan kurtulup belki normal bir hayata dönecekler."
Yeni yaklaşım çok açık: Siyasetle her türlü hak elde etmek mümkün. Basına sızan Oslo görüşmelerini hatırlayın. O görüşmelerde "devlet adına" konuşan bugünün MİT Müsteşarı Hakan Fidan da o ilkeyi ısrarla dile getirmişti:
"Ben demokratik mücadeleye girip de dünyada sonucuna ulaşamamış hareket görmedim. Bakın dünya siyasi tarihine, devrimler tarihine, Gandi'den tutun da Polonya'daki işçi hareketine, Güney Amerika'daki hareketlere varana kadar demokratik siyasi mücadele verip de meşru kabul edilebilir evrensel hedeflerine ulaşamamış hiçbir hareket görmedim."
Peki, Öcalan bu yaklaşıma nasıl bakıyor? İşte yeni sürecin sırrı da bu sorunun cevabında saklı. Öcalan'ın cevabını Ahmet Türk'le görüşmesinin satır aralarında söylediği bir cümlede buluyoruz. Türk'ün Öcalan'dan aktardığı o cümle çok önemli: "Benim için önemli olan 'demokratik ünitede' buluşmaktır."
Biraz araştırdım, sanıyorum Türk'ün eksik bıraktığı o cümleyle "Demokratik Üniter" yapı kastediliyor. Böylece Öcalan yeni bir kavram ortaya atıyor.
Bu kavram Öcalan'ın son dönemlerdeki "Ortak vatan" ve "demokratik anayasa" arayışına da ters düşmüyor. Ama Türkiye toplumunun bir kesiminde kaygı yaratan "demokratik özerklik" talebi yerine "demokratik üniter" yapıyı koyarak o kaygıyı ortadan kaldırıyor.
"Silahları bırakma formülü"nü de şu şekilde açıklıyor: "Tarihsel kültürler, bu ülkenin zenginliğidir. Bu mirasın geliştirilmesi, örgütlenmesi sağlanmalıdır. Anayasa çok kısa olmalıdır. Kürdü, Türkü, Lazı saymaya gerek yok. Türkiye'de herkes, bu Cumhuriyet'in yurttaşıdır, vatandaşıdır. Bunlar demokrasinin talepleridir."
Bu mesajı Ahmet Türk de çok net ifade ediyor: "Hak ve üzerinde yol alınırsa o silahlar da kalmaz."
Aslında Öcalan üç yıl önce bu noktaya gelmiş ve şu tespiti yapmıştı: "Sıra geldi cumhuriyetin demokrasiyle donatılmasına. Türkiye'nin her alanda demokratikleşme sorunu var. Bu sorunların mutlaka çözümü gerekiyor. Kürt sorunu da demokratik şekilde Türkiye demokratikleştirilerek çözülmelidir."
Üç yılın bedeli ağır oldu ve daha da olmaması için herkesin sürece destek vermesi gerekiyor. Kürt siyasetinin "mühendislik projeleri"ni rafa kaldırarak "ortak vatan"a doğru adım atması yeni bir fırsat sunuyor.
Bu fırsatı, zaman kaybetmeden değerlendirmek elimizde.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER