YAZARA MAİL GÖNDER Soma'dan insanlık dersleri

YAZARLAR

Soma'da yaşanan facia bu ülkeye derin acılar yaşattı ama henüz ölmeyen insan yanımızı da gösterdi. Belki daha çok örnek var ama şunlar tüm Türkiye'yi hem onurlandırdı hem de ağlattı. İlki çizmeleriyle ambulansa binen Murat Yalçın'ın söyledikleriydi. Kömür işçisi Yalçın sedyeye bindirilirken şöyle diyordu:
"Çizmelerimi çıkartayım mı?"
Kaygısı sedye kirlenmesin ki başkaları da kullanabilsin. İkincisi ise ocakta çalışan sağlık teknisyeni Serkan Güneş'in insan ötesi davranışıydı. Üç maske kullanarak üç arkadaşını ocaktan çıkaran Serkan, bir kez daha o ocağa gitti ama yoğun gazı aşamadı. Döndü bir masaya yığılıp bir daha uyanmadı. Kömür işçisi Fatih Doğan'ın söyledikleri ise insanın yüreğini dağlayacak bir insanlık örneğiydi.
Doğan, ocaktaki yangının olduğu bölümdeydi ve boruları delerek oksijen almaya çalışarak yaşama tutunuyordu. Aynı yöntemle 4 arkadaşını kurtardı.
Oradan çıkartıldığında ise söyledikleri herkese insan olmanın erdemini hatırlattı:
"Beni değil Mahmut'u kurtarın onun karısı hamile..."
İnsanın yaşadığı her coğrafyada az çok bu tür, insana insanlığını hatırlatan güzel şeyler elbette oluyor. Belki de hala dünyada insanlık dediğimiz şey devam ediyorsa bunu o insanlara borçluyuz. O yüzden onlara ve onlardan geride kalanlara ne kadar destek olsak, onların yaptıkları yanında az kalır.
Bu yaşananlar bana küçüklüğümde babamdan dinlediğim dini hikayeleri hatırlattı. Onlardan biri çok etkileyiciydi.
Hz. Ali'nin ağabeyi Cafer Bin. Ebu Talib'in oğlu Abdullah, sıcak bir günde, bir kabilenin hurmalığına inmişti. Abdullah burada dinlenirken, hurmalıkta çalışan köleye, yemek vakti üç parça ekmek geldiğini gördü.
Adam ekmeklerden birini ağzına götürmek üzereydi ki, birden önünde açlığı her halinden belli bir köpek belirdi.
Köle elindeki ekmeği köpeğin önüne attı. Köpek ekmeği derhal yedi. Köle ekmeğin ikinci parçasını da attı. Köpek bunu da bir kerede sildi süpürdü.
Köle bunun üzerine üçüncü parçayı da köpeğe verdi. Kalkıp, yeniden işine dönmek üzereydi ki, olup biteni uzaktan seyreden Abdullah, yaklaşıp sordu:
- Ey köle, bugünkü yiyeceğin ne kadardı?
Köle sıkılarak cevap verdi:
- İşte bu üç parça ekmek. - O halde neden kendine hiç ayırmadın?
- Baktım ki, hayvan çok aç. O halde bırakmak istemedim.
- Peki, sen ne yiyeceksin şimdi?
- Oruç tutacağım.
Bunun üzerine, Abdullah Bin Cafer, köleden sahibini, evinin nerede olduğunu sordu. Sonra da gidip adamdan bu hurmalığı içindeki köleyle birlikte satın aldı. Sonra döndü, köleye bu tarlayı ve onu sahibinden satın aldığını söyledi ve ekledi:
-Seni azad ediyorum. Bu hurmalığı da sana hediye ediyorum.
Cömertliğiyle meşhur Abdullah Bin Cafer, kendisinden daha cömert birini tanıyıp tanımadığı sorulduğunda, bu olayı anlatır ve: "Ama o köpeğe topu topu üç parça ekmek vermiş, sense ona koskoca bir hurmalığı ve hürriyetini vermişsin" dediklerinde, şu karşılığı verirdi:
"Ama o elindeki her şeyi verdi, ben ise elimdekinin bir kısmını..."
Tıpkı Soma'daki kömür işçileri gibi... Onlar hayatlarını verdiler. Soma'da ya da Türkiye'nin başka bir yerinde bu ülke için işçiler, askerler, öğretmenler, polisler hayatlarını veriyor. Peki biz ne veriyoruz onlara?
Bari bir daha o acıların yaşanmamasını sağlayıp onlardan geriye kalanlara da sahip çıkmalıyız.
İçimizden birileri "Soma'ya yardım etmeyin AK Parti'ye yarar" veya "müstahaktır" diyebilir. Onlara da insanlıklarını hatırlatacak bir yol bulmak gerekiyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.