YAZARA MAİL GÖNDER Barışın altın anahtarı anneler

YAZARLAR

Diyarbakır'da hem Kürt siyaseti, hem de PKK açısından ilginç bir eylem sürüyor. PKK'nın kaçırdığı veya onların deyimiyle PKK'ya katılmak için dağa giden ve yaşları 14-15 civarında olan çocukların anneleri sivil bir eylem yapıyor: "Çocuklarımızı geri verin!"
30 yıllık çatışmacı dönemi sona erdiren "çözüm süreci"nin nasıl bir toplumsal ortam yarattığının en çarpıcı örneği bu. Anneler çocuklarını dağdaki PKK'dan istemek için BDP'li Diyarbakır Belediyesi'nin önünde çadır kurup eylem yapabiliyor. Eli silahlı örgütü eleştirip, çözüm sürecinin ruhuna uygun davranmaya çağırıyor. Kimse de karşı çıkıp tepki göstermiyor.
Bu gerçekten normalleşme ve sivilleşme adına önemli bir gelişme. Ama olaya, böyle bakmayan hatta çözüm süreci aleyhine kullanmak isteyenlerin olduğu da bir gerçek. Onlar bölgede yaşanan altüst oluşa, değişime bakmadan, en küçük bir olayı bile "çözüm süreci bitti" çığlıklarıyla karşılamaya hazırlar.
Oysa şu biliniyor, dünyada etnik veya dinsel sorunları şiddetle çözmek isteyen örgütleri, şiddetten arındırma süreçleri hiç kolay değil ve ciddi anlamda sancılı geçer. IRA ile İngiltere arasında barış görüşmeleri sürerken yaşanan patlamalar, örgüt içi ayrılıklar biliniyor.
Türkiye'de iki yıla yakındır devam eden çözüm sürecinde bu türden bir kırılma yaşanmadığı gibi her türlü provokasyona rağmen sürmesi önemli bir başarı. Yine de "çözüm süreci" devam ederken 18 yaşından küçük çocukların dağa götürülmesi kabul edilebilir bir şey değil. Dahası var, PKK taraf olmasa da Cenevre Sözleşmesi'ni imzaladığını açıklayan bir örgüt. Dünyada kabul gören bu sözleşmeye göre PKK'nın o çocukları derhal serbest bırakması gerekiyor.
Ortada vahim bir durum var ve aklı evvel bazı gazetecilerin "o çocuklara dönüp dönmeyecekleri sorulmalı, dönmek istiyorlarsa dönmeliler" demeleri de çok manidar.
O çocuklar hiçbir gerekçe öne sürülmeden derhal serbest bırakılmalı. PKK, 2013'te Kandil'de çocukları çatışma bölgelerinden nasıl uzaklaştırdıysa şimdi de aynısını yaparak o çocukları bırakmalı. Uluslararası sözleşmelerin de, ahlakın da gereği bu.
Ama bir de işin siyaset boyutu var. Kürt siyasi hareketinin bugüne kadar en etkili ve haklı eylemi "Barış Anneleri" çıkışıydı. Yüzlerce Kürt annesi, yıllarca, baskılara, ötekileştirmelere direnerek, bu topraklarda Türk- Kürt hiçbir gencin öldürülmemesi için mücadele etti. İdris Kardaş'ın deyimiyle onlar, "Bugünkü barış sürecinin inatçı ve ısrarlı mimarları" oldu. Tıpkı Arjantin'de faşist diktatörlüğe karşı çocuklarını arayan anneler gibi...
Şimdi PKK benzer bir anne eylemiyle karşı karşıya... Bunu siyaseten geçiştirmek ve görmezden gelmek mümkün değil. Er veya geç o annelerin sesi, Kandil'i de kuşatacak ve o çocuklar annelerine dönecek.
Anneler ve çocuklar karşısında hangi siyasi güç uzun süre direnebilir ki... Bir anne şöyle diyor: "Barış istiyorum ama oğlumu da istiyorum."
Öteki anne, insanın yüreğini acıtan bir çığlık atıyor: "Kızımı getirmezlerse ben de ölürüm. Bu acı benimle mezara kadar gelmesin, her gün ölüyorum..."
Bu masum taleplere kim ne diyebilir? BDP'li milletvekilleri, yerel yöneticiler veya sivil toplum örgütleri bir an önce devreye girmeli ve o annelerin feryatlarına son verilmeli.
Barış için, normalleşme ve sivilleşme için annelerin bu eylemi "altın anahtar" değerinde.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.