Türkiye'nin en iyi haber sitesi
MAHMUT ÖVÜR

İlk Kürdistan partisi

İlk Kürtçe dergi Rizgari ile karşılaştığım günleri hatırlıyorum. Erzurum'da okurken, Hınıslı bir Kürt arkadaşım korkarak ve "çok gizli" diyerek bir torbaya konmuş bir paket verdi. Kaldığımız otelin küçük odasına girip kapıyı kilitledikten sonra paketi açtım ve içinden Rizgari dergisi çıktı. Türkçe Kürtçe karışımı bir dergiydi.
O sayıyı soluksuz okudum. Kürtçe bilmediğim halde ilk kez Kürtçe yazıyı görüce de şaşırmıştım. Sonrasında İstanbul'da üniversite günlerim başladı ve gizli de olsa daha fazla Kürtçe yayının varlığından haberdar oldum.
O dönemde Kürt demek bile suçtu. Kürt siyasi hareketlerinin hızla çoğaldığı bu dönemde, de facto olarak Kürt kimliği de siyasetin ana konularından biriydi. Gerçi sosyal demokrat olduğunu söyleyen Bülent Ecevit'in bile Kürt ve Kürtçe dendiğinde nevrinin nasıl döndüğü biliniyor. Buna rağmen sol siyasetler belli ölçüler içinde Kürt meselesini konuşuyor ve nasıl bir çözüm üretileceğini tartışıyordu.
12 Eylül askeri darbesi tüm bu adımları ezip geçti ve Kürt meselesi üzerindeki yasağı daha da sertleştirdi. Bu sertleşme rahmetli Turgut Özal'ın ikinci iktidar dönemine kadar sürdü. Bu süreçte, PKK'nin 1984'te başlattığı silahlı mücadele, Kürt meselesinin tartışılmasına yol açsa da şiddet ön plana çıktığı için asıl mesele gölgede kaldı.
Sonra 90'lı yıllar geldi. Demokratikleşme umuduyla başlayan bu yıllar, Kürt milletvekillerinin varlığına, Sosyal Demokrat Halkçı Parti'nin Kürt Raporu'na ve Süleyman Demirel'in "Kürt realitesini tanıyoruz" sözlerine rağmen kanlı bitti. Cumhurbaşkanı rahmetli Özal'ın barış çabaları da savaş isteyen şahinlerce engellendi. Ve 1992-1996 arasında yaşanan "düşük yoğunluklu savaş" Türkiye tarihinin en kanlı dönemi olarak tarihe geçti.
Bu mesele ancak 2005'te Başbakan Erdoğan'ın "Kürt sorunu benim sorunumdur" demesinden sonra daha rahat tartışılmaya, demokratik adımlar atılmaya ve çözüm yolları konuşulmaya başlandı. Şimdi son "çözüm süreci"yle hiç de küçümsenmeyecek bir noktaya geldik. Şiddet ve silahın devreden çıkacağı, sorunların siyasetle çözüleceği yeni bir dönem.
Daha önce de yazdım, siyasetin devreye girmesiyle "sert" siyasi taleplerin gündeme gelmesi kaçınılmaz. İşte onlardan biri bugünlerde Türkiye'nin gündeminde... Kürdistan Özgürlük Partisi (Partiya Azadiya Kurdistane-PAK)... Adında "Kürdistan" olan ilk yasal parti için İçişleri Bakanlığı'na başvuru yapıldı ama alındı belgesi verilmedi. PKK, "Türkiyelileşme" projesiyle "Demokratik özerklik" talep ederken, PAK, Irak Kürdistanı'ndaki gibi "federe devlet" talep ediyor.
Önceki akşam, İstanbul Taksim'de PAK Genel Başkanı Mustafa Özçelik'in basınla tanışma toplantısı vardı. Toplantıya basın mensuplarıyla birlikte ağırlıkla İstanbul'da yaşayan Kürtler katılmıştı. Çoğu 70'li yıllarda siyasetle uğraşan, şimdi orta sınıfta yer alan hali vakti yerinde Kürtler...
Özçelik, önce Kürtçe sonra da Türkçe bir konuşma yaptı. Partisinin ne önerdiğini şu sözlerle özetledi: "Kendimizi bir kişi, grup, sınıf, din, mezhep partisi olarak tanımlamıyoruz. PAK, Kürtlerin özgürlüğünün Türkiye halkının da özgürlüğü olduğuna inanıyor. Siyaseti meşru yol ve araçlarla, açık demokratik yöntemlerle, sivil itaatsizliği esas alarak, şiddete yönelmeden geliştireceğimizi söylüyoruz."
Çözüm süreci siyasetin önünü açtıkça, "tek parti" algısı da kendiliğinden değişecek görünüyor. Dün Kürt ve Kürtçeye konulan yasaklarla sorunun nereye geldiğini gördük. Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun dediği gibi siyasette tek bir ölçü olmalı: "Şiddete başvurmamak..."
Bu yüzden, bırakalım siyasetin sınırlarını devlet değil, toplum çizsin.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA