YAZARA MAİL GÖNDER Demirtaş ne yapmak istiyor?

Türkiye'nin en iyi haber sitesi

YAZARLAR

Çözüm sürecinde yeni bir sayfa açılıyor ama hâlâ sürecin bazı aktörlerinin çelişkili ifadeleri kafaları karıştırmaya devam ediyor. Elimizde Öcalan'dan gelen bir taslak metni var ve Kandil dahil PKK çevresi bu metne onay vermiş durumda. Bir yanda da HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'ın başını çektiği siyasi aktörlerin hükümete yönelik ve çözüm sürecini riske sokacak sert açıklamaları var.
Bu açıklamalar PKK-HDP hattında Demirtaş üzerinden bir iç hesaplaşma yaşandığını gösteriyor. Hesaplaşmanın ipuçlarını da, İmralı'ya giden heyette, Gülen cemaatinin negatif rolüne dikkat çeken Hatip Dicle ve Leyla Zana gibi isimlerin bulunmasından anlıyoruz. Demirtaş, Gülen Cemaati'ne ait Bugün gazetesine verdiği bir önceki demecini aratmayan ve sokakları adres gösteren sert çıkışıyla deyim yerindeyse hayal kırıklığı yarattı. Oysa Türkiye'nin kangrene dönüşmüş en önemli sorununu çözmeyi hedefleyen sivil bir siyasi aktörün diline her zamankinden çok daha dikkat etmesi gerekiyor.
O dilin, çok değil bir ay önce bu ülkeye nasıl acılar yaşattığını, ağır bedeller ödettiğini gördük. Yaşananlardan ders almayan bir siyasi aktörün, insanları tekrar sokağa çağırması akıl alır gibi değil. Sanıyorum Öcalan bu gerçeği gördüğü için İmralı'ya gidecek siyasi aktörleri yavaş yavaş değiştiriyor. Bu değişim bir süre sonra sivil siyasetin yönetim kadrosuna da yansıyacak gibi görünüyor.
Aynı siyasi dilin, medya versiyonları da boş durmuyor. Çözüm sürecinde yeni bir aşama olarak nitelenen "Müzakere taslak metni"nin basına yansıyış biçimine bakın. Bazı gazeteler bilinçli bir biçimde "taslak" metnini sanki üzerinde anlaşma sağlanmış bir metin olarak veriyor. Özellikle "özerklik" maddesinin taslakta olmadığı açıklanmasına rağmen, öne çıkartılması boşuna değil.
Yine aynı şekilde bu taslak metin, bilinçli biçimde sanki PKK-BDP hattı dayatmış, hükümet de yerine getirmiş gibi sunuluyor. Halbuki adı üstünde bu bir taslak metin. O metinde başta İzleme Komisyonu olmak üzere, sürecin yasal altyapısını oluşturacak birçok maddeden, birçok talepten söz edilebilir. Buna karşı hükümetin de talepleri var. Müzakerenin başarısı ise bu talepleri Türkiye toplumunun ortak taleplerine dönüştürmekten geçiyor.
Süreci bu açıdan yakından izleyen bir bürokratın şu tespiti önemli: "Öcalan sürecin ana omurgasını şöyle özetlemişti: Artık silahlı mücadele dönemi bitti, siyaset dönemi başladı. Müzakere denilen şey de bu. Ancak bunun yapılabilmesi için hükümetin vazgeçilmez saydığı iki şartı var: Kamu düzeninin sağlanması ve silahlı güçlerin bölgeden çekilmesi. Bunlar olduğunda siyaseten her şey konuşulabilir."
O noktaya gelişin ilk işareti, Öcalan'ın "Paralel devlet yapılanması" olarak nitelediği ve bölgede yargılamalar yapan "Kürdistan Adalet Divanı"nın DTK tarafından feshedilmesiyle atıldı. Bundan sonra çok daha önemli adımların atılacağını beklemek gerekiyor.
Nehri sendelemeden geçmek ve Türkiye'ye barışı getirmek için başta HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş olmak üzere herkesin sağduyulu olmasına ihtiyaç var.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.