YAZARA MAİL GÖNDER 'İki Türkiye' algısı

YAZARLAR

Kurulduğundan beri hep "İki Türkiye" vardı. Biri, "Milleti adam etmek(!)" için yola çıkan Asker-Bürokrat elitlerin Türkiye'si, öteki kendi kimliğiyle değerleriyle yaşamak isteyenlerin Türkiye'si.
Sonraki bütün değerlendirmeler bu iki hat üzerinde gelişti. "Beyaz Türkler"in Türkiye'si, dindarların, solcuların, Alevilerin ve Kürtlerin de içinde olduğu ötekileştirilenlerin Türkiye'si.
Yıllara ve toplumsal mücadeleye göre, zengin- yoksul, sağcı -solcu, 90'lardan sonra ise laikanti laik Türkiye ayrımı yapıldı. Bütün bu ayrımlar siyaseti dizayn etmenin bir aracı olarak kullanıldı. Bu yüzden kutuplaşma siyaseti hep vardı ve eski sistem bundan besleniyordu.
Bu tanım, ilk kez AK Parti'nin iktidara geldiği 2003'ten sonra değişmeye başladı ve "sistemin değiştirilmesi" üzerine oturtuldu. "Eski Türkiye, yeni Türkiye" ayrımı böyle çıktı ortaya. AK Parti'yi yıllar içinde tek Türkiye partisi yapan ve uzun yıllardır tek başına iktidarda kalmasına sağlayan da bu doğru tespitti.
Belki de bu yüzden, son yıllarda, özellikle de 2013'ten sonra en çok saldırıya "Yeni Türkiye" kavramı uğradı. Eski sistem, bütün gücüyle harekete geçti, medyasıyla, aydınlarıyla, iş dünyası ve siyasi partileriyle hatta dış bağlantılarıyla "Yeni Türkiye"ye karşı müthiş bir karalama kampanyası yürüttü. Ve öyle bir noktaya gelindi ki, bir tarafta gerçek ötekinde sanal bir Türkiye var. Bilinçli bir "Sanal Türkiye" algısı oluşturuldu.
Gerçeğine bakınca, içeriden ve dışarıdan terör saldırılarıyla karşı karşıya olsa bile değişime açık, sorunları siyasetle çözmeye çalışan, kalkınmak için hamle üstüne hamle yapan, demokrasinin derinleştirmek isteyen bir Türkiye'yi görüyorsunuz.
Sanal olanında ise kara bir tablo çıkıyor karşınıza... Demokrasisi askıya alınmış, hukuku işlemeyen, otoriterleşen, faili meçhul cinayetler işlenen, kendi başkentinde miting yapanları bombalayan ve en vahimi de ekonomisi batmak üzere olan algı Türkiye'si.
Gerçek Türkiye'yi daha iyi görmek içen önce şu tabloya bir bakın. PKK'nın ucube gerekçelerle terörü başlatmasına rağmen, hâlâ "çözüm sürecini buzdolabından indirebiliriz" diyen bir siyasi irade var.
Yanı başımızda 2 milyonu aşkın Suriyeliye sahip çıkan bir Türkiye var. Hâlâ mevcut partiler içinde sivil anayasa yapma kararlılığında olan, dini ve etnik farklılıkları zenginlik kabul eden, halktan en yüksek oyu alan ve tek Türkiye partisi olan AK Parti var.
Dışarıda yaşanan küresel sıkışmaya, içeriden yükselen negatif söyleme rağmen, Türkiye ekonomisi de güven vermeyi sürdürüyor.
Kısa süre önce, yeni haberleşme uydusu, Türksat 4B, Kazakistan'ın Baykonur üssünden fırlatıldı. Kuzey Kıbrıs'a hayal diye nitelenen barış suyu akmaya başladı. Dünyanın en büyükleri arasına girecek 32 milyar avroluk İstanbul'un üçüncü havaalanı projesi bütün hızıyla sürüyor ve dün özel bankaların da aralarında olduğu bir konsorsiyumla kredi anlaşması imzalandı. İlk kez yerli otomobil taslağı için adım atıldı.
Sayacak daha çok şey var. Ama ne yazık ki, "Kara Türkiye" tablosu çizenler bu gerçeği görmek istemiyor. Daha vahim olanı ise bunları görmedikleri gibi akıl almaz bir propaganda yürütmeleri: "Seçimde AK Parti tek başına iktidara gelse bile ülkeyi yönetemez. Daha çok kan akar."
Yani söyledikleri şu: "Darbe yapamıyoruz, sandıkta da kazanamıyoruz en iyisi koalisyonla da olsa iktidarı bize verin."
Demokrasiye, sandığın değişim gücüne inanan bir akıl bunu hedefleyebilir mi? Allah'tan halkta karşılıkları yok. Bu yüzden "Eski Türkiye" özlemcileri kanla korkutmalara rağmen kaybedecek.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.