YAZARA MAİL GÖNDER Anne enginarının Fransa'daki süksesi

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Fransa'daki M.A.D. gastronomi festivaline katılan Sevim Gökyıldız, zeytinyağlı enginarıyla nasıl Michelin'li şeflerden daha çok alkış aldı? İnsan, gözü bantlı olarak tattığı kendi yemeğini tanır mı? Ev yapımı Ricotta her gün yenir mi?

İyi şeyler de oluyor, evet. Gurur veren, alkışlatan, prestijli, şık şeyler. Geçtiğimiz günlerde Fransa Montpellier'de M.A.D (Mediterannee a Deguster / Akdeniz'in tadına bakmak) gastronomi festivali düzenlendi
Aynı iklimi paylaşan 10 ülkeden, ödüllü, ünlü 60 şef vardı. Faslı Fatema Hal'den Tajin, Lübnanlı Maroun Chedid'den çiğköfte, Yunan Dina Nikolaou'dan kuş üzümlü kuzu incik... Michelin yıldızlı ikiz şefler Laurent ve Jacques Pourcel'den her gün ayrı yemek... Bölgenin önemli peynir, şarap, zeytinyağı üreticilerinin ürünleriyle dolu 100'den fazla stand...
Türkiye'den tek davetli olarak Sevim Gökyıldız oradaydı. Gastronomi konusunda derya deniz, o müthiş donanımına rağmen son derece de mütevazı ve tatlı biri Sevim hanım. Eli de dili de lezzetli. Şöyle anlatıyor: "Tarafımdan 200'ün üstünde ziyaretçi önünde hazırlanan yerelması, arpacık soğanı ve havuçla doldurulmuş zeytinyağlı enginar dolması, kapari ve dereotu ile süslenerek gösteriye çıktı. Ve de diğer şeflerin milimetrik, uzun, zahmetli, çok süslü, bin bir değişik soslu tabaklarından çok sükse yaptı."

Peki neden dersiniz?

"Podyuma çıktım, aldım elime mikrofonu ve dedim ki 'Merhaba, ben Türkiye'den gelmiş bir anneanneyim. Restoranım ya da kazanılmış Michelin gibi ödüllerim falan yok. Ben aileme yemek yaparım. Şimdi de size annemden öğrendiğim basit bir Akdeniz yemeği yapacağım.' Müthiş alkış aldım."
Yemek, çiğnenip yutulan bir şeyden ibaret değil; koskoca bir kültür var arkasında.
"Daha sonra, Yunanistan, Fas, Tunus ve Türkiye'den dört kadının katıldığı açık oturumda Akdeniz'in Türk kadınlarını, yaşam felsefemizi, adetlerimizi, yürekten gelen paylaşım alışkanlığımızı, konukseverliğimizi, kısaca bizi anlattım" diyor Sevim Gökyıldız. "Yemeklerimizin kısa hikâyelerinden, kahve kültürümüzden, helva, keşkek, aşure paylaşımından, annelerden kızlara geçen becerilerden bahsettim. Basında, TV'de yer aldım. Marsilya Başkonsolosumuz Deniz Erdoğan Barım, eşiyle geldi, açık oturumda hazır bulundu. Her şey ülkemiz tanıtımı açısından başarılı geçti."
Yalnız ufak ama haklı bir serzenişi var Gökyıldız'ın; Valizimde getirdiğim Ege enginarlarımı Fransız zeytinyağı ile pişirmek gücüme gitti" diyor. "Gönlümden geçen, tenceremin yanında bir şişe Türk zeytinyağı olmasıydı. Oysa gösteri boyunca devamlı zeytinyağlı yemeklerimizi anlattım."
M.A.D. önümüzdeki yıl daha çok katılımcıyla daha kapsamlı olarak gerçekleşecek. "Marsilya Başkonsolosumuz, Turizm ve Ticaret Bakanlıklarının da desteklerini isteme sözü verdi" diyor Gökyıldız. "Umarız 2016'da 10 Akdeniz ülkesi içinde bize yakışır biçimde daha etkin ve ses getirecek bir şekilde, firmalarımızın da katılımıyla M.A.D.'de olalım."
Evet, canı gönülden umarız.

Kör tadım taktikleri

2000'lerin ortasındaki 'reality show' deliliğini hatırlatan ve dünkü yazıya sebep olan yemek yarışmasını, tekrar seyrettim. Adı 'Elimin Lezzeti'. Dört yarışmacı, şefin verdiği malzemeler ve yönlendirmeyle o günün yemeklerini hazırlıyor.
Sonra sırayla her yarışmacı, gözleri bağlanarak, hangi tabağın kimin yemeği olduğunu bilmeden tadım yapıp not veriyor.
Herkes kendine 5, en sevmediği rakibe 0 vermenin peşinde tabii. Ama bazen taktikler tutmuyor. "Ben tuzunu az koymuştum" diyor biri kör tadımda, "Bu kesin benimki." Ama komşu da az koymuş olabiliyor tuzu!
İnsan gözü kapalı kendi yemeğini tanıyabilir mi? Oturduğun yerden evet gibi geliyor ama yarışma heyecanına ya da damak kalitesine göre, hayır da olabiliyor demek ki. Bir yarışmacının ilk tattığına 0, sonraki her tattığına ise kendinin sanıp 5 vermesi, sonunda üç rakibine 5, sadece kendisine 0 verdiğinin ortaya çıkması, başka nasıl açıklanır?

Peynirperestlerin aklında olsun!

Cumartesi Sabah 'ta Deniz Ahmet Köse'nin yazılarını okuyor musunuz? Zorlu Center'daki Tom's Kitchen'ın şefi olan Deniz, aynı zamanda Tom Aikens'la yemek programı da yapıyor.
Tom's Kitchen ilk açıldığında Tavuk ve Kaz ciğeri Parfe'sine hayran kalmıştım ama onu hiç tanımıyordum. Meğer mutfaktaki maharetinin yanında, hikâyeli ve lezzetli yazı da yazabiliyormuş, cumartesi ekindeki performansı bunu gösterdi.
Hafta içinde birlikte yemek yedik, restoranın mönüsüne bazı ilaveler yapmışlar: Etoburların rüyasına girebilecek Ağır pişmiş dana yanak mesela! Baharda hafif takılmak isteyenler için Avokado ve Greyfurt salatası (İçinde kinoa ve kavrulmuş ay çekirdeği var).
Fakat asıl aklımı alan iki peynir oldu: Keçi Lor, kızarmış brioche, trüflü bal ve ızgara armutla geliyor. Ev Yapımı Ricotta ise yıllanmış balzamik redüksiyon, kurutulmuş otlar ve ev yapımı açmamsı bir ekmek refakatinde ve her gün bıkmadan yenir nefasette. Abartmıyorum.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.