YAZARA MAİL GÖNDER Solun zihin bulanıklığı ne zaman bitecek?

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Türkiye'deki solun kendisini tanımlamakta, yeniden konumlandırmakta dikkat göstermesi gerekiyor. Öyle anlaşılıyor ki, Kemalizm, Atatürkçülük, Batılılaşma, laiklik gibi kültürel kavramlar üstünden gelişen bir sol git gide daha fazla zihin bulanıklığı yaşayacaktır. Buna Batı/lılaşma da dahil

Kendimize daha gerçekçi bir anlayışla bakalım ve cevap verelim: Bu ülkede sadece muhafazakarlar ve sağ mı Batı karşıtı?
Ve sol bu karşıtlıktan hiç nasip almamış mı? Geçenlerde bir kaç arkadaş oturmuş bunu tartışıyorduk.
Kültürel konularla uğraştığımı ve en son önce görsel bilincin sonra da yazınsal bilincin oluşumunu anlatan iki kitabı yazıp yayımladığımı bildiklerinden sözü döndürüp dolaştırıp Türkiye'deki muhafazakarlık meselesine getirdiler.
Beklediğim gibi, sağın Batıyla olan ilişkisini açtılar. Demek istiyorlardı ki, Türk sağı veya muhafazakarlığının Batıyla ciddi bir sorunu vardır. Muhafazakarlık, bizde, biraz da Batıya karşı olmaktır.
Belli ölçüler içinde hiç itirazım olmaz bu iddiaya. Doğrudur; daha radikal kanatlara doğru gidince Batıya önce şüpheyle, sonra reddedici bir tavırla yaklaşan kişiler, düşünceler bulmak mümkündür. Yakın dönem muhafazakar ideolojilerinin oluşumunda çok önemli bir rol oynayan Necip Fazıl'ın ve onun kanatları altında büyüyen Büyük Doğu ideolojisinin bu konuda tamı tamına böyle bir tutum aldığı kimsenin meçhulü değil. Daha büyük bilinçte Mehmed Akif'in 'Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar' gibi, 'medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar' gibi mısraları var, diğerlerini zikretmiyorum.
Biraz daha geriye gidelim.
Türkiye'deki sağ veya muhafazakarlık kökenlerini Tanzimat karşıtlığında bulur. Tanzimat toplumsal ve kültürel dönüşümün kaynağıdır ama Batılılaşma yönünde bir dönüşümün kaynağıdır. Bu bakımdan da İmparatorluğun çöküşünün müsebbibi varsayılır. Eğer, o hamleler olmasaydı, İmparatorluk devam edecekti sanılır.
Bu muhakeme büyür, gelişir ve Kemalist devrimleri kapsar.
Onlar doğrudan Batı gibi olma anlayışının somut girişimleri olduğundan bu kesimin büsbütün tepki alanı içindedir. Hele alfabe değişikliği, dil 'devrimi' (?) haydi haydi öyledir. Peyami Safa'da bu böyledir. Daha sonra gelen Cemil Meriç her şeye rağmen bu yatakta akar. Ne bileyim bir dönemin atak şairi ve yazarı İsmet Özel bu bayrağı sallar. Bir yerde bu çemberden geçmemiş bir sağ yazar bulmak gerçekten zor gibidir.
Bunlara kim itiraz edebilir?
Ne var ki, bütün bu çerçeve Türkiye'de tek bir muhafazakarlık bilinci olduğunu veya sadece muhafazakarların Batı karşıtı görüşler beslediğini düşünmeye ve açıklamaya yetmez.
İlk bakışın aldatıcılığına kanmamak gerek. Biraz daha kurcalayınca, işin pek öyle olmadığı ve Batı konusunun bizim büyük ve derin bilinç dışımızı meydana getirdiğini söylemek gerekir. Demek istediğim odur ki, soldan da belli düşünürler, baştan beri bu kuşkuculuğun, bu karşıtlığın içinde olmuştur ve sadece kafa karışıklığı değil, politik pozisyon karışıklığı da biraz bu gerçeğin sonucudur.
Biraz bakalım...

İŞ BÜSBÜTÜN KARIŞTI
Örneğin Attila İlhan. Bu edebiyatçı ve düşünür için baştan beri bir Batı kuşkusu söz konusudur. Attila İlhan'ı sadece şair olarak bilenlere onun 1955'ten öldüğü 2005'e kadar kendisini Marxist, sosyalist, ama özellikle ve özellikle Kemalist diye tanımladığını belirtelim.
İlk ve galiba onu epey meşhur eden kitabının başlığı Hangi Batı. Orada Batının ne kadar 'yanlış kapıdan buyur edildiğini' dile getirir. Kitap biraz Soğuk Savaş ve Sovyetler Birliği günlerinin içinden yazılmıştır. Onu Batının 'Deli Gömleği' izledi. 1980'ler... Kitaba göre Batı bize 'deli gömleği' giydirme çabasındadır. Nihayet 1995'ten sonraki etkinliği geldi.
Batı kapısını tamamen kapattı, Avrasyacılık yaptı, Batıya karşı 'parola vatan: işaret namus' sloganını attı, 'dip hareketi' öncülüğüne geçti, kendi ifadesiyle (ki, eski bir yeraltı Marxizmi terimidir) 'geniş cephe hareketine' başladı.
Peki, nereye oturtacağız Attila İlhan'ı? İlhan, Batı meselesini Atatürk ve anti-emperyalizm kulvarına yerleşirdi. Yani, Kemal Paşa Batıya karşıydı fakat İnönü döneminde Batıya teslim olduk! O 'ulusalcılık' yıllarında, 1995-2005 arasında, 'uyanma' dönemi (kendisi 'intibah' diyordu) başlamıştı.
Ortada bir çelişki yok mu?
İlhan hiç sağcıyım demedi, hiç muhafazakarım diye de tanımlamadı kendisini. Ne dediğini belirttim. Bu şartlar altında sağ/ muhafazakar kesim Batı karşıtıdır, sol Batı yanlısıdır demek kabil mi? Hele hele meşhur Annan Planı döneminde Ak Parti yönetimi Batıyla birlikte 'evet' deyip, solcularımız 'hayır'da diretince iş büsbütün karıştı.
Bu çizgiye Cumhuriyet gazetesini, İlhan Selçuk'u ekleyelim mesela, eğer Ali Sirmen'i falan o mertebede görmüyorsak.
Bunlar kendilerini hep sol diye tanımlayan insanlar. Hangisi Batı yanlısı? Tam tersine sol diye bildiğimiz tüm kesimler her bakımdan Batıya karşı ve aynı zamanda Batı yanlısı, hala Ziya Gökalp'in tayin ettiği mantık çerçevesinde. Batının teknolojisini alıp ötesini dışarıda bırakmak.
Ben bu meyanda sağla arasında hiçbir fark göremiyorum.
Ama öte yandan mesela din konularında kendilerine ters gelen bir konuda derhal Batıyı örnek veriyorlar.
Biliyorum, sağ çevrelerden de bir taraftar kitlesine sahiptir ama gene de Kemal Tahir'i, sağ/muhafazakar çizgiye yerleştirmeyeceksek onun Batı karşıtlığını neyle açıklayalım?
Bütün bunlar birden çok fazla sonuca çıkarıyor bizi. Öncelikle malum ve meşhur sağ-sol ayrımımız. Bu iş hala üstünde düşünmeyi gerektiriyor. İkincisi, Türkiye'deki solun kendisini tanımlamakta, yeniden konumlandırmakta göstermesi gereken dikkat. Öyle anlaşılıyor ki, Kemalizm, Atatürkçülük, Batılılaşma, laiklik gibi kültürel kavramlar üstünden gelişen bir sol git gide daha fazla zihin bulanıklığı yaşayacaktır. Buna Batı/lılaşma dahil.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.