YAZARA MAİL GÖNDER Gülüyor, oynuyor, eğleniyoruz...

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Konsere gidiyor eğleniyor insanlar, tiyatroda eğleniyor, dans ediyor eğleniyor, denizde yüzüyor eğleniyor. Kısacası bu büyük ihtiyaçla yaşıyor. Her 'ihtiyacı' sistematik olarak karşılamasını bilen kapitalizm o sırrı da çözüyor ve eğlence endüstrisi doğuyor

Efendim, güya tatildeyim. Öyle sandığınız gibi ve Nazım Hikmet'in dediği gibi 'denize, kuma, güneşe bulanıyorum' diyemem. Bir iki gün denedim.
Sonra hasta düştüm. Kışın beni bulmayan grip geldi, tatil yerinde yakaladı. Burnumu mu sileyim, ateşimi mi düşüreyim, derken zaman sel gibi akıp gidiyor. Bir de sıcak... Yaşar Kemal'in 'sarı sıcak' deyimi halt etmiş. Lodos esti mi, derece 40'ları geçiyor. Öte yanda bitmez tükenmez işlerim var.
Onlarla uğraşmam gerek. Eski bir aile yazlığını boşaltmam, yeniden kurmam gerekiyor. Siz buna tatil der misiniz?..
Bunların hepsi bir yana. İnsanın kendi kontrolü altında kaldıktan sonra sıkıntılar, bunalımlar bile hiçbir şeydir. Bir de denetleyemediklerimiz var.
Asıl rahatsız edici, insanın etine diken gibi batan, dinmeyen bir ağrı gibi içinde uğuldayan onlardır. Benim de başımda öyle bir çıkmaz var.
Bizimkiler, 40 sene önce aldıklarında neredeyse dağla deniz arasında, ıssız bir yerde olan evin ve ait olduğu sitenin dört bir yanında şimdi oteller yükseliyor. Ama ne oteller. Siteyi kente bağlayan yol boyunca da uzanıyor bu otel zinciri. Bakıp bakıp düşünüyorum, kim buralarda kalır diye. Anlıyorum ki, 'kurtlu baklanın kör alıcısı' lafı doğruymuş.
Derken, siteye neredeyse bitişik yapılmış, nasıl izin verilmişse artık, otelde, sabah 11 gibi, öğleden sonra 15 gibi ve bir de akşam 21.30 gibi bir müzik başlıyor. Her biri benim boyumdaki kolonlardan, amfilerden bu müzik bangır bangır etrafa yayılıyor. Ama ne yayılmak. Bir stadyumda olsa binlerce insanı susta durduracak bir ses sağanağı dört bir yanı kaplıyor. Benim ev onlara bitişik, yani evde o amfilerle birlikte yaşıyorum.

EĞLENCE İHTİYACI
Çaresiz bitmesini bekliyorsunuz. Ya kendinizi müziğe bırakacaksınız (neyse ki, iki gündür 1960 ve 70'lerin pop ve rock parçaları...) ya evi bırakacaksınız, kendinizi deniz kıyısına atacaksınız. Yapacak bir şey yok, site kim bilir kaç kez belediyeye, zabıtaya şikayet etmiş, hatta öğrendiğime göre, geçen sene bu defa sitedekiler müzik başladığında tencere, tas, tava çalmışlar ama nafile, otel bildiğini okuyor... Gerekçe açık, basit, ortada: insanlar eğleniyor...
İlk bir kaç gün sahil boyunca yürüdüm. 40 yıl önceki büyük, güzel, ıssız plaj şimdi güzel bir yürüyüş yolu olmuş. Onun hemen gerisinde işte o bahsettiğim otel zinciri. Gerçi, açık, dürüst ve mertçe söyleyeyim, hiçbirinde şu 'bizim' oteldeki ses faciasını görmedim ama gene de her otelin yemek mekanında ya 'canlı' müzik var, ya bir dans yarışması veya dans seansı. Bunun kötü olduğunu söyleyemem. Hele insanların 'eğlence ihtiyacı' varsa, hele müzik etrafı rahatsız etmiyorsa...
Bunları anlıyorum da, şu bizim oteldeki hengameyi bir türlü yerli yerine oturtamıyorum. Bu derecede yüksek bir ses nasıl olur insanları rahatsız etmez, nasıl olur bir otel yönetimi etrafı rahatsız edeceğini düşünmez, nasıl olur ilgililer, yetkililer buna dur demez?..
Tümünü bunların eğlencetatil diye geçiştirebilir miyiz, emin değilim. Bir kere bu derecede yüksek bir sesi, bırakın eğlenmeyi, insan haklarına aykırı buluyorum. Haydi onu da geçtim, bu kadar yüksek bir sesle eğlenmek nedir, nasıl bir ihtiyaçtır?
Zaten oldum bittim bu eğlenme işinden bir şey anlamamışımdır. Eğlenmenin de öğrenilen bir şey olduğunu düşünürüm. Gençliğimde barlara gittiğimde, ben önümde içki öyle oturmuş, düşünür, yazarken falan, etrafımda, yerinde duramayan, daracık yerlerde çalan müzikle dans eden, hiç değilse oturduğu yerde kımıldayan insanları görürdüm, şaşardım, eksiklik bende derdim. Bu söylediğim de doğrudur. Ben eğlenmeyi bilmem. Sevmem de. Eğlenmekten anladığım kendi meşrebimcedir, efkarımcadır, fakat 'eğleneyim, sıkıldım' dediğim tek bir günü de anımsamıyorum hayatımda. Belki yaptığım işlerle mutmain oluşumdandır. Ne kalabalık yemekleri severim, ne gürültülü mekanları. Son zamanlarda dışarıda yemek adeti var ya hayatımızda, bir davet olursa, bildiğim bir iki lokantadan başkasına gitmiyorum. Nedeni açık: yemek yiyip iki laf mı edeceğiz, gürültü bombalarından kendimizi mi sakınacağız?
Oysa insanlar, tarihin her döneminde eğlenmeyi sevdi. İnsan bir kere 'homo ludens', oyun oynayan varlık. Yeryüzü kapısını oyunla aralıyoruz.
Sonra eğlenmenin çeşitleri var. Tarihi şöyle bir düşünün, gladyatör dövüşlerinden, aslanların insanı parçalamasından, festivallere kadar bu iş uzar gider. Hele festivaller büsbütün önemli. Demokratik bir şey, festivaller. Bir kitlenin kendi kararını oluşturup bir konuda kendi eğlencesini düzenlemesi.
Bütün bunların altında kökü ta Dionysos'a kadar giden bir bir kök, bir soy yatıyor: eğlenmek ve kendinden geçmek ya da tersi, kendinden geçmek, kendini yitirmek için eğlenmek. Şimdi gençler buna 'kopmak' diyor. Çok güzel bir ifade. Bağbozumu şenliklerinde insanlar eğleniyorlardı, 'karnaval'lar düzenliyorlardı. İşin ilginç yanı insanlar, kökü 'halk ezgisi' demek olan 'comos' sözcüğünden türeyen 'comedia'yı bu şenliklerde keşfettiler. Tiyatro bu şenliklerden doğdu. Büyük Metin And'ın Oyun ve Bügü kitabı gerçeği tüm çıplaklığıyla ve güzelliğiyle verir.
Kaldı ki, 'karnaval' daha da ilginç bir terimdir. Bilenler bilir, 'kayıp' Rus düşünür Bakhtin'in bu 'karnaval' kavramından türettiği 'karnavalsı' (carnivaleque) kavramı yerleşik olanı bozmak anlamı da taşıyor. Bu kavram sonradan demokratik kuram, toplumsal kuram tartışmalarında bile kullanıldı. Oyun, eğlence bu yanıyla demokratiktir. Bir itrazdır. Kafa tutmaktır. Karşı çıkmaktır. Kısacası, eğlenme sadece bireysel bir tutum, tercih değil, toplumsal boyutları olan karmaşık bir kavram.
Gene de bunlar benim çözemediğim meseleler. İnsanlar bugün eğlenmek için daha farklı alanlar seçiyor kendisine. Örneğin bilgisayar oyunlarına takılıyor. Sadece çocuklar değil, yetişkinler de saatlerce kendilerini o büyüye kaptırıyor. İptilayla bir ilişkisi var o durumun. Bu bir gerçek ama insanlar o eylemlerini eğlenmek sayıyor. Konsere gidiyor eğleniyor insanlar, tiyatroda eğleniyor, dans ediyor eğleniyor, denizde yüzüyor eğleniyor. Kısacası bu büyük ihtiyaçla yaşıyor.

HAZ NOKTASI

O zaman bir eğlence endüstrisi doğuyor. Her 'ihtiyacı' sistematik olarak karşılamasını bilen kapitalizm o sırrı da çözüyor ve eğlence endüstrisi doğuyor. Gece kulüplerinden sinemaya, konserlerden müzikallere kadar dalga dalga yayılan bir eğlence endüstrisi. Herkes bir yerinden, bir köşesinden bulaşıyor. Televizyon en yaygın olanı, erişimi en kolay olanı, zehri en etkili olanı. Baksanıza, sadece bizde değil, bütün dünyada insanlar dizilerin esiri olmuş durumda. Sorarsanız, eğlendiklerini Gülüyor, oynuyor, eğleniyoruz... söyleyeceklerdir. Yukarıda da söylediğim üzere, bu eğlenceyle iptila arasında kesinkes bir bağ var. Eğlence diye başlayan bir süre sonra iptilaya dönüşüyor.
Bütün bunların altında ne yatıyor? İnsan neden eğlenmek ister? Dünyasını değiştirmek için mi, rutininden sıkıldığı için mi? Başka bir boyut aradığı için mi?Hepsinin parça parça etkisi varsa da, beni en çok eğlence için yaşayanlar ilgilendiriyor. Tanıdım öylelerini, her gece dışarı çıkmadan duramayan, içki içmeden yaşayamayanları gördüm. Gecenin bir büyüsü vardır. Sabaha karşı eve dönmek güzeldir. Gecede ve eğlencede bir serüven boyutu bulunur.
Ama şurası muhakkak ki, bütün bunların odak noktası, o değişmeyen, o çıldırtıcı kavram: haz! İnsanlar haz duymak için eğleniyor.
Eğlenceden aldıkları ayrı bir lezzet var. Onu tatmak istiyorlar. Bu arada insanın kendisinden geçmesi, kendisinden uzaklaşması, içinde saklı öteki benliklerini görmesi, tanıması hep o eğlence kültürünün bir parçası.
Sonunda o kapitalist çark içinde eğlenmekten başka bir şey düşünmeyen, hep hayattan haz almayı hesap eden, hedonizmi baş tacı yapmış, zevku safadan başka bir şey düşünmeyen insanlar o büyünün içinde ne kadar 'zihinsel' yaşıyor, asıl sorulması gereken soru bu galiba...
Neyse, yazıyı bitirmem gerek, yandaki otel müziğe geçti, insanların 'eğlencesi' gelmiş...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.