Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Werner Herzog savaş yıllarında doğmuş bir yönetmen. Çok zorlu filmler yaptı. Alman sinemasının en önde gelen isimlerinden biri oldu. Çok duydum ama okumamıştım onun Buzda Yürümek diye bir günlük/anı/anlatı kitabının olduğunu

19 Mart 2016

20. yüzyılı birdenbire terk ettik. O kadar mı yorulmuş ve sıkılmıştık, bilmiyorum. Karalayan, yere çalan kitaplar yazıldıysa da henüz iyi bir şeyler söylenmedi o eski çağ için. Anlıyorum, iki büyük savaşı, bitmez tükenmez diktatörlükler, ölümler kıyımlar önümüzde, aklımızdayken ne yazacağız? Bu tarihi düşününce insanın gücünü, sabrını sınama çağı diyeceğim geliyor. Hele Almanlar için, Ruslar için, Çinliler için... Gene de şu Almanlar başka insanlar. Yaşadıkları ve yerine göre utançla, yerine göre acıyla yüklü tarih. Sonra onunla hesaplaşmak, yüzleşmek çabaları. Paris'te gördüğüm Kiefer sergisi çok şeyi anlatıyor. Onlardan biri de Werner Herzog. Savaş yıllarında doğmuş bir yönetmen. Çok zorlu filmler yaptı. Alman sinemasının, dünya sinemasının en önde gelen isimlerinden biri oldu. Wim Wenders, Fassbinder ile birlikte. Üçü de zor ve zorlu yönetmenlerdi. Çok duydum ama okumamıştım onun Buzda Yürüyüş diye bir günlük/anı/anlatı kitabının olduğunu. nihayet Türkçe'de gördüm. Bir sürpriz! Ama daha büyük sürpriz, çok sevgili eski öğrencim Ali Bolcakan'ın çevirisi. Ali, Amerika'da karşılaştırmalı edebiyat doktorası yapıyor. Her 'bilgin' olmaya yatkındı, o yönde ilerliyor. Herzog'un kitabı alabildiğine ilginç bir anlatı. Zar kadar. Ama ne kadar güçlü. Herzog, akıl hocası, ustası olan Alman/Fransız sinemacı Lotte Eisner'in Paris'te hastalandığını, öleceğini duyunca, "Hayır" diyor, "Ölemez". Şimdi 'totem' denen bir batıl inanışla, "Eğer" diyor, o sırada bulunduğu, "Münih'ten Paris'e kadar yürürsem ölmez". 23 Kasım 1974'te sırt çantasıyla yola çıkıyor. 14 Aralık'ta Paris'e varıyor. Eisner ölmüyor! Bu şaşırtıcı, ilginç, mertçe girişimin anlatısı Buzda Yürüyüş. Ama tam manasıyla o değil. Bir 'seyir defteri' hiç değil. Büyük bir sinemacının, duyarlı ve müthiş gözlemci bir insanın saptamaları, notları. Son zamanlarda okuduğum en güzel anlatılardan biri. Ali'ye selam ve teşekkürler, yoksa belki yıllar yılı okumayacaktım bu çok ilginç anlatıyı.

30 Mart 2016

Erdal Öz ve Günlükler
Erdal Öz'le tanışmadım. Ama Erdal Öz'le ahbap oldum. Garip şey, düşünüyorum, hiç tanıştırıldığımı, tanıştığımızı anımsamıyorum. Ama bir defa şimdi yerinde yeller esen Ayazpaşa'daki Fischer lokantasında ben Oya (Özel) ile yemek yerken o yandaki masada Onat Kutlar ile oturuyordu. Yanlarında iki de kadın vardı. Muhtemelen eşleriydi. Latife Tekin'in Sevgili Arsız Ölüm yeni çıkmıştı (1983). Erdal Öz bana nasıl bulduğumu sordu. Bir şeyler söyledim. Sonra Onat Kutlar, bir mahkemede savunma yapar gibi, gayet teatral bir ses ve tarzla bir şeyler söyledi. İki masanın dolu olduğu bir lokantada o tutumu garibime gitmişti. Erdal Öz de benzer bir duyguya kapılmış olacak ki, güldü ve yakın dostu Onat Kutlar'ın parmaklarının uçlarını öptü. Sonra o sıralar çeviri yapmak isteyen Oya ile bu konuda konuştular. Bir başka gece, Atlas Pasajı'nda bir bara girmiştim. Erdal barda oturuyordu. Edebiyattan konuşmuştuk. Tam kalkacaktım ki, bekle iki dakika, şimdi ışıklar kararacak dedi, gerçekten de kısa süre içinde ışıklar karardı. Susurluk Olayı protesto ediliyordu, tencere, tasa tava çalınıyordu, herkes alkış tutuyordu. Şimdi Günlükler'i yayınlandı Erdal Öz'ün. Okudum. Uzun bir zamana yayılıyor günlükleri. Fakat son yıllarda daha az önem vermiş. Oldum bittim günlükleri severim. İnsan bilincinin ve kültürünün en önemli verimlerinden biri olarak görürüm günlükleri. Şimdi o kısmına girmeyeyim ama günlük tutan insan daima başka bir insandır diye düşünürüm. Gene de o kitabı elime alınca, okuduğum süre boyunca hep başka bir şeyle meşgul oldu zihnim: kapağa da kullandıkları ambalaj kağıdının resmi konmuş, Erdal'ın Ankara'da işlettiği Sergi Kitapevi. İlk gençliğimin büyülü, sihirli mekanlarından biriydi. Büyük Sinema'nın içindeydi. Hem sinema hem kitapçı. Ne filmler izledim o sinemada. Ama önemli olan o küçücük kitapeviydi. Birinci kattaydı. Merdivenle çıkılırdı. Oradan çok kitaplar aldım ama en çok Eyüboğlu-Erhat ikilisinin Gargantua çevirisini beklemiştim. Nedenini başka zaman yazarım. Asıl, asıl o ambalaj kağıdı. O zaman kitaplar alındıktan sonra tezgahta paket kağıdıyla sarılırdı. O iş için kullanılan kağıdın resmi işte şimdi kitabın kapağında. Bayılırdım. Bir de o dükkanda, çok güzel, nefis mavi gözleri olan sarışınca bir kadın dururdu. Kimdi o kadın, o zamanki eşi mi? Sınıf arkadaşım, gazeteci İlhami Soysal'ın kızı Alev'e sormuştum, birisi demişti ama anımsamıyorum. Çok güzel bir kitap, Türkiye'nin çok ender anlatılan 1950'lerinden, acılı 70'lerinden, arayış içinde yol kavşağındaki 90'larından kesitler veriyor. İyi ki yayınlandı...

24 Şubat 2016

De Chirico Sergisi
Sonunda İstanbul, Giorgio de Chirico'nun orijinallerini de gördü. Pera Müzesi'nde en erken dönemlerinden çok bilinen yapıtlarına kadar birçok yapıtını kronolojik bir açılımla sergilemişler. İnsan muhayyilesinin ve yaratıcılığın en önemli evrelerinden biridir gerçeküstücü sanat. De Chirico, sürrealist midir derseniz, hayır, kesinlikle değildir. Tersine, onları çok etkilemiş, öncü bir sanatçıdır. İlk çarpıcı yapıtını, 1910 yılında gerçekleştirdi: Bir Sonbahar Öğleden Sonrasının Bilmecesi... Resmi, bir 'aydınlanma' anından (revelation) sonra yapmıştı. Boş bir alanı gösteriyordu. Dante'nin heykeli ve yanında iki figür vardı. Meydanın boşluğu, o aydınlanma anında, 'dünyanın gözü önünde ilk defa kurulduğunu' veya dünyanın ilk halini nasıl gördüyse öylesi bir ifadeyi yansıtıyordu. Bu boş mekanlar, mekandan koparılmış figürler, ıssızlık duygusu, yalınlık ve her şeye sinmiş yalnızlık de Chirico'yu oluşturdu. Bütün bu tabloları metafizik resim diye adlandırdığı dönemindi. Sürrealistleri de onlar etkiledi. (Sinemacıları unutmayalım: Antonioni, bal gibi Chirico'dan mülhem bir sinemacıdır.) Sonradan yön değiştiriyor Chirico. Bana şaşırtıcı gelmeyen bir biçimde Barok ve klasik resme yöneliyor. Aslında her zaman klasik bir damarı tuttu. Şimdi artık o çok iyi bilinen metafizik dönem resimlerinde de klasikçi çizgisi mutlaktır. Ama her döneminde o anlayışa kendi yorumunu kattı. Müthiş bir sergi...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER