Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Eski rejim döneminde Türkiye'de Atatürkçülerin dilinde "liberaller" diye bir kalıp vardı. Egemen devlet zihnine göre liberal demek "Laik kesimden gelip resmi ideolojiye muhalefet eden insan" anlamına geliyordu. Bu bakışa göre Cengiz Çandar da, Atilla Yayla da, Etyen Mahçupyan da, Ahmet İnsel de, Gülay Göktürk de Hasan Cemal de, Murat Belge de Ali Bayramoğlu da Şahin Alpay da Cüneyt Ülsever de hepsi birden liberaldi.

Devletin bakışına göre sabit bir Kemalizme muhalif laik aydınlar grubu vardı. Onun dışında bu kamp fiili meselelerde alınan tavra göre genişleyip daralabiliyordı. Laiklik, Kürt, Alevi, Ermeni ve Kıbrıs meselelerinde biraz da olsa resmi bakışa muhalifseniz, bu lanetli liberal kamptaydınız...

***

Aslında bu algılamada sathi anlamda sorun da yoktu. Dünyanın birçok yerinde liberal olmanın doktriner olmayan, esnek anlamıyla özgürlüklerden yana ve açık fikirli olmak anlamı var. Öyle tavır alanlara da hayatında David Hume, John Stuart Mill ya da Karl Popper ismini hiç duymamışsa bile liberal denebiliyor. Liberal kelimesi adına da bu güzel ve doğru bir çağrışım. Öte yandan sathi olarak sorun olmayan bu konu, belli ahlaki ve siyasi meseleler özelinde derinleştikçe sorunlar çıkarmaya başlıyor.
***

Öte yandan kendini bu bahsettiğimiz kampta görmeyip, "Bir liberal devlete muhalif olmak zorunda değildir. Ben devletimi sonuna kadar savunurum ve gerçek liberal de benim" diyen bir çizgi vardı eski rejimde. Bunun başlıca temsilcisi Ertuğrul Özkök idi. Ülsever ise 2005-6 dönemine kadar kendini yukarıdaki kampta görüyordu. Ama sonradan tam anlamıyla Özkök hinterlandına transfer oldu. Şu anda ise neo-faşistlerin mecralarında meczup hale düşmüş biri haline geldi...
***

Ülsever vakası olarak kayıtlara giren bu hadise Türkiye liberalleri tarafından sadece kişisel bir kompleks olarak değerlendirilmemeli. Hele bugünlerde yeniden üzerinde düşünülmeli... Ülsever'in makul ve vicdanlı bir adam gibi gözükürken adım adım faşizan tavırlara kaymasının zihinsel sebepleri var... Kendini üstün sayarak, diğer kesimlere özgürlüğü lutfeden, kendini diğer kesimlerle eşit saymayan problemli bir zihniyet yapısına sahipti zaten Ülsever... Eşit yurttaşlık ve o bağlamda bir özgürlük tasavvuruna sahip değildi... AK Parti ve İslami kesime de desteği böyle bir şartlaydı... "Biz beyaz egemenler siz zencilere sahip çıktık, iktidara geldiğinizde de bizim dediklerimizi dinleyeceksiniz" şartına sahipti. Kendince "doğru çözüm"lere mutlak olarak sahip olduğunu düşünen ve bu "doğru çözüm"lerin uygulanması bağlamında da ahlaki ilkeleri umursamayan bir bakış açısıydı bu...
***

Bu "doğru çözümler" de tüm özgürlükçü- demokratların AK Parti'den beklediği temel haklar, özgürlükler ve sivilleşme gibi konulardan ziyade 1 Mart tezkeresi ve kimi dış politika konularıydı. Bu noktalarda AK Parti farklı davranınca AK Partili kadroları aşağılayan faşizan bir dil ile konuşmaya başladı Ülsever. Adım adım da bu dil onu ele geçirdi ve tamamen antiliberal bir çizgiye kadar geldi...
***

Anlattığım bu tablo liberalizmin deontolojik yani ahlak-temelli olarak kavranılmasının şart olduğunu gösteren bir vaka-örneği bana kalırsa... Batılı liberal entelektüel camianın bir kısmında da bu bağlamda ciddi sorunlar var şu an. 9/11 sonrası genel olarak Batı entelektüeli krizde aslında. Kriz anları genelde bilinçaltlarının egemenliği ele geçirdiği zamanlardır. Kalıplaşmış önyargılar, dar görüşlü korkular, kendini merkeze alan ve üstün gören o faşizan perspektif öne çıkar...
***

Atilla Yayla bir yazısında bir Alman liberal arkadaşından bahsetmişti. Bu Alman liberali bir samimiyet anında Almanya Türkleri hakkında Yayla'ya "Niye sizinkiler adam olamıyor, medeni ve laik bir yaşam tarzını benimseyemiyor, kızlarının başını örttürüyor, nehir kenarlarında mangal yapıyor, bu ilkelliği ne zaman aşacaklar..." gibi sorular sormuş. Yayla da ona bu mantığının sakatlığını ve liberal ahlak ilkelerine tabandan zıt oluşunu anlatmaya girişmiş. Bu Alman entelektüel, dinleyince Yayla'ya hak vermiş tabii ama bu örnek günümüz Batılı aydınları bazında tekil örnek değil. Maalesef Batılılaşmış ve kendine liberal ya da demokrat diyen Türk aydınları için de tekil değil...
***

Atilla Yayla, Etyen Mahçupyan, Gülay Göktürk ve Ali Bayramoğlu gibi entelektüeller ahlaki açıdan tutarlı ve hakşinas çizgilerinde abidevi bir duruş sergilemeye devam ediyorlar...

Şu an benim de sevdiğim karşılıklı yemişliğimiz içmişliğimiz olan kimi yazarlar ise maalesef adım adım Cüneyt Ülseverleşiyorlar...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER