YAZARA MAİL GÖNDER Kendinizi garantiye alın

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Gün geçmiyor ki yiyip içtiğimiz gıdalar hakkında hiç duymadığımız, bilmediğimiz ürkütücü gerçekler okkalı birer tokat gibi yüzümüze vurulmasın. Sizi bilmem ama bu bağlamda benim güvendiğim hemen bütün dağlara kar yağmış durumda.
Çernobil'de nükleer santral patladıktan sonra çevreye yaydığı yüksek dozda radyasyonlu bulutlar yağmura dönüşüp Karadeniz bölgemizi yıkamaktayken, kameralar karşısında çayını yudumlayan ve gözümüzün içine baka baka çay bahçelerimizin radyasyondan hiç etkilenmediğini iddia eden dönemin Ticaret Bakanı Cahit Aral'ı hatırlarsınız. Ancak kazadan birkaç yıl sonra, onun gerçekleri yurttaşlarından nasıl sakladığını, bütün ayrıntılarıyla öğrenebildim. O gün bugündür sanayi ve siyaset dünyasından verilen gıdalarımıza yönelik güvenceler bana inandırıcı gelmiyor.
Öte yandan nasıl beslenmemiz gerektiği konusunda akıl hocalarımız çok. Birinin "ak" dediğine öteki "kara" diyor ve nice tehlikeli, zararlı diye bellettikleri gıdalar birkaç yıl sonra başka uzmanlar tarafından, zarar ne kelime, son derece yararlı ilan ediliyor.
Her ne kadar deneyimli yurttaşlar olarak bu uzman fetvalarını her seferinde ciddiye almasak da, alışveriş ederken, restoranda yemek ısmarlarken, bilinçaltımıza işlemiş olan bu uyarılar sesini yükseltiyor, en azından ağzımızın tadını kaçırıyor. Kendini hiç düşünmeyenler bile, eminim çoluk çocuğunun sağlığı açısından "Ne yemeliyiz?" sorusunu kendi kendine soruyor.
Bu sorunun yanıtını vermek hiç de kolay değil. Zira gelişmiş ülkelerde her yıl marketlerde 17 ila 20 bin yeni gıda ürünü boy gösteriyor. Bunların büyük bölümü gıda değil, yenilebilir gıdamsı maddeler. Özellikle bizim gibi denetimlerin yeterli olmadığı ülkelerde bir de hile katılmış, bozuk ya da sahte gıda maddeleri sorunu var; bunlar daha da büyük bir tehlike. Gelişmiş ülkelerin marketlerine giren yeni ürünlerse yasal izinlerle gıda mühendisleri tarafından tasarlanmış, normalde kimsenin erzak dolabında bulunmayan, soya ve mısırdan kimyasal maddeler ilavesiyle geliştirilmiş, insan vücudunun tanımadığı ve alışkın olmadığı yiyecekler.

BÜYÜKANNEMİZİN TERCİHİ DOĞRU MU?
"Ne yemeliyim?" sorusuna kafa yormuş aklı selim sahibi kişiler üç temel öneride bulunuyor. Öncelikle "Büyükannenizin yiyecek saymadığı şeyleri yemeyin," diyorlar. İkinci öneri ise "Normal insanların erzak dolabında bulundurmayacakları malzemelerle yapılmış gıda ürünlerinden uzak durun!" şeklinde. Açıkçası, sağlıklı bir gıdanın içinde amonyum sülfat, ksantan zamkı, sülfürik asit, digliserit, potasyum propiyonat gibi kimya laboratuarında kalması gereken maddelerin ne işi var? Siz bunlarla günlük hayatınızda yemek yapmıyorsunuz. Gıda tasarımcıları bunları size bayat yiyecekleri taze diye yutturmakta kullanıyorlar. Onlar ve benzeri maddeler sayesinde gıdamsı yiyecekler daha taze, raf ömrü daha uzun, daha albenili hale geliyor.
Ama bu maddeler büyükannenizin yiyeceklerinden daha mı sağlıklı? Bilim dünyası onların gıdamızı daha sağlıklı hale getirdiğine bizi inandırmaya çalışıyor. Ne kadar haklı olduklarını zamanla açık seçik göreceğiz. Ama bence siz şimdiden kendinizi ve ailenizi garantiye alın ve elinizden geldiğince akıllı kişilerin ikinci önerisine uyun...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.