YAZARA MAİL GÖNDER Herkesin IŞİD'i kendine

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Geçen gün şehrin yalılarına, çakma değil, pür Beyazların mahallesine gittim.
Çok para yapmışlardı. Etraflarına hayranlar toplamışlardı. Başka bir gezegenden gelmişlerdi. Saçlar kırlaşmış, ruh ergenlikte donmuş, sivilceli bir hadsizlik bünyeleri sarmıştı.
Bila istisna hepsinin İslam'la bir derdi, bir itirazı, bir 'halılar ayak kokuyor" seviyesinde filozofisi vardı.
Düşündüm. Belki de bizim asıl sınavımız içimizdeki Beyazlarla olacaktı. Orada sabırla denenecektik.
Kendimize yapılmasını istemediğimizi başkasına yapmayacaktık. Herkesin bir IŞİD'i vardı. Olay büyük ihtimal basitti... Yeni anayasa belki de bu majör edepsizliği sınırlayacak bir tahammüller, 'sabırlar' sözleşmesi olacaktı.
Demokrasi ihtimâl böyle bir şeydi...
İçimdeki ihtiyar: "Git gide daha edepli oluyoruz bakma sen! Beyazların hilebaz laikliğini işaret etmemiz, dilin altındaki tekçiliği kendimizde de yakalamamız, şekillerin, ideolojik kelimelerin arkasındaki zorbalığı fark edişimiz oradan" dedi.
Nefsiyle derdi olmayanın, kendini eleştirmeyenin edebi de olmuyordu. Özeleştiri edebi olmayan zalim oluyordu. Haklıydı ihtiyar.
Kendimizdeki hayvanla sınanıyorduk. İçimizdeki hart diye burnunu ısırmak istiyordu bize saygısızlık yapanın. Ne var ki biz "estağfurullah" diyerek başımızı hafifçe sağa eğiyorduk. O eğiş mecburiydi! Çünkü o sırada sağ kolumuzla altımızdaki hayvanın dizginini çekiyorduk...
İnsanın mükemmel bir insanlık mertebesine çıkması kolay değil. Kendini en üst, diğerlerini aşağılık görmenin zirvesi modernizmin kendisi. Birileri "Benim doğrum tek doğru, başkaları için yaşasın cehennem" diyor. Mesele o aslında...
Bir de ruhumuzun en dibinde bir Hollywood projesiyiz hepimiz sonuçta.
Şu IŞİD mesela bir zombi filminden fırlamış gibi.
Ama hiç de öyle değil! Hadise İslam Medeniyeti'nin ve dahi daha sonra Osmanlı'nın güzel zamanlarında dilden düşmeyen büyük bilge İbni Arabi'ye karşı ortaya çıkan, esas saldırısını ona ve tasavvufa yapan İbni Teymiye ile açılıyor. Selefiliğe dayandırılıyor.
İslam iklimindeki son büyük kırılma ise: İbni Abdülvahhab!
Kaba, ayrıştırıcı bir mutlak biçimcilik olarak Vahhabiliğin kurucusunun gözünde Osmanlı kâfir. "Osmanlı'nın kadını kızı helaldir" diye fetva veren bir zat bu.
Amcası Süleyman'ın hatıralarına göre "haşin, gaddar, nefret dolu" biri. Medreseler kabul etmemiş, "ebleh ve kaba saba" diye kovulmuş hepsinden. Arap Lawrence, Abdülvahhab'ın fikirlerini almış işlemiş. Tıpkı Abdülvahhab'ın da İbni Teymiye'ye yaptığı gibi.
İşin tarihi eski. Meşhur Çağrı filminin yönetmenini katletmekle, Afrika'da kurtuluş savaşlarına önderlik etmiş Sufi büyüklerin kabirlerini parçalamakla başlıyor, El Kaide, Taliban, Boko Haram kılıklarında geliyor bugüne.
Şaşırmak boşuna. İstihbarat örgütleri için hazır lokma bu eğilim aslında. Kullanışlı bir oluşum başından beri.
İslam coğrafyası zehirlenmeye müsait bir ortam.
Mesela mezhepler arası yakınlaşma toplantısında bile âlimler birlikte namaz kılamıyorlar!
Faraza, Bosna'da Kosova'da Selefiler tarafından küfür yuvası addedilen tekke, Gazi Dervişlerin! Guantanamo'daki esir kampında Şiilerle Sünnilerin birlikte namaz kılması Amerikan askerleri tarafından yasaklanıyor...
Mesela, IŞİD'in elinde bıçak, ekran yüzü Londralı John, T.E. Lawrence'le aynı okuldan, Santa Maria Koleji'nden!
Geçelim...
IŞİD "herkes düşman" fikriyatından geldiğinden tüm Müslümanlara 'terörist şeytan' demek isteyen Batıcıl nobranlıkla birebir benzeşiyor. Misal, rasyonalist dünyada ateşlenip duran İslam düşmanlığıyla IŞİD'in genetik nefreti, tencere-kapak misali uyuyor.
Cehaletin fanatiklerince hazırlanmış, ABD'nin Irak işgaliyle beslenmiş taşeronlarca şimdi insanlığın kalbi sökülüyor.
Ufukları derin düşüncelere yabancı, sisteme öfkeli ergenler 'anlamadığın kâfirdir' diyen düz köktenciliğe ondandır balıklama atlıyor. Batılı gençler arasında 1968'lerin terörcü radikalizmi kendine zırdeli bir korku filminde IŞİD diye bir rol model buluyor...
İyi haber ise şu: Hırsızlık yapan çocukların kollarının dirsekten mi yoksa bilekten mi kesileceğini konuşan 'sapmanın' maskesi düştü. Bu meselenin arkasındaki kurukafa ortaya çıktı.
O kafanın yüzlerce yıl kemiklerini yakmak için mezarını aradığı İbni Arabi, ölümüne düşman olduğu Mevlâna bu yüzden en kuvvetli karşı çıkışı temsil ediyor. Problemin çözümü burada; Türkiye'de. İslam'a ve insanlığa karşı yapılan bu şiddetli huruç hareketinin def edilmesinin araçları Anadolu'nun derin sularında. Bu yüzden burası önemli, asıl muhabere burada veriliyor.
Yunus Emre onun için sanki bugün şöyle diyor:
Gönüllerin pasını gel sileyim der isen
Şu sözü söyle ki sözün hülasasıdır
Cümle yaratılmışa bir göz ile bakmayan
Şeriatın evliyasıysa hakikatte asidir...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.