YAZARA MAİL GÖNDER 'Türk genci ahlaklıdır!'

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Sayın Devlet Bahçeli, kızlı-erkekli öğrenci evleri muhabbeti üzerine kendisini Türk gençliğini savunmak zorunda hissetmiş olmalı ki "Türk gençliği ahlaklıdır" dedi. Bahçeli'nin, göğsünü Türk gençliğine siper etmesi 'his insanı' tüm Türkler gibi beni de derin bir duygusallık içine gark etti tabii ki.
Lakin ben, oldum olası, her şeyi içine alan, hiçbir şeyi dışarıda bırakmayan bu tür 'obez cümleler' karşısında çimento kamyonu çarpmış gibi olur, altında ezilirim. Gövdemi bir tür mahcubiyet duygusu ele geçirir. Cemal Süreya'ya bir selam çakalım! Sevişme duygusu yerine bir utanma duygusu gelir, bir daha gitmez. Afrika parçalarım dahil! Yani bünyeme iyi gelmez.
"Bir Türk dünyaya bedel" dendiğinde de aynı şeyler olur. At sineği kılıklı sorular beynimi kemirmeye başlar: "Acep ahlak, çalışkanlık, güç gibi değerler doğum anında istisnasız her Türk'e monte edilen kapsüller mi?" "Birisi, 'Bir Papua Yeni Gineli dünyaya bedel' veya 'Papua Yeni Gineli gençlik ahlaklıdır' dese, tüm organlarımla güleceğim cümle karşısında neden duygulanıyorum?" "Acaba geçmişin kartkurtları, bugünün Kürt vatandaşları da, bu kapsüllere sahip mi?" gibi saçma sorular beynimde gangam dansı yapar!

KORUYORUM DERKEN ÖLDÜRÜYOR
Çünkü, içimdeki 'iyi saatte olsunlar', kulağımın dibinde sürekli "Bahçeli, koruyayım derken öldürüyor. Bir nevi merdi Kıpti secaat arz ederken sirkatin söylüyor hali' diye fısıldıyor. Gövdemin içine sızmış 'uyuyan terörist hücreler, "Sevişmek neden ayıp olsun ki, seni UFO'lar mı getirdi?" diye tekmeleyip duruyor!
İşte o zaman, bedenin tarih boyunca iktidarların çatışma alanı olduğunu; baskılanarak, kuşatılarak ya da metalaştırılarak bireyin nesneleştirildiğini söyleyen; başta Foucault olmak üzere bir yığın 'dış mihrak' aklıma çelmeye çalışıyor. Bana tarih boyunca tüm iktidarların sevişmeyi zapturapt altına almaya; sevişmeye nizam ve intizam getirmeye çalıştıklarını söylüyorlar. Arzu ikliminin iktidarların korku kaynağı olduğunu anlatıyorlar.
Bedenimiz yüzünden kendimizi suçlu ve ahlaksız hissetmek zorunda bırakılırken; neden, her gün açlıktan, hastalıktan ölen bebeklerin, iş kazalarında yitip giden işçilerin, yoksulluk ve yoksunlukların bizi utandırmadığını; yanı başımızda yaşanan işkencelere, zulümlere, haksızlıklara sessiz kalırken, ahlakımıza neden zeval gelmediğini soruyorlar.
Ama tabii ki, bendeniz, yıllarca yıkıcı mihraklara karşı uyanık olmaktan beyni taş gibi sağlam bir Türk evladı olarak, bu soruları ciddiye almıyorum. Ahlaklı her Türk gencinin yapacağı gibi (yaş konusunda da kendime bu kadar iltimas geçeyim!) Onuncu Yıl Marşı'nı söyleyerek uzaklaşıyorum: 'Çıktık açık alınla on yılda her savaştan/ on yılda on beş milyon genç yaratık her yaştan."

'SEVİŞME BİZİM KÜLTÜRÜMÜZDE YOK'
Son muhabbetler üzerine aklıma geldi. Sanırım 2011'di. Erzurum Kış Oyunları sırasında olimpiyat köyünde kalan yerli ve yabancı sporcuların odalarına ne olur ne olmaz diye prezervatif bırakılınca yer yerinden oynamıştı. Durumu kurtarmak isteyen zamanın federasyon başkanı profesör, "Bizim sporcuların odasına yanlışlıkla bırakılan prezervatifleri toplattık" dedikten sonra, gazeteciler sormuş: "Neden bizim odadakiler?" diye, o da can havliyle, "Bizim kültürümüzde sevişmek yok" demişti. Erkek milletinin, ÖSYS sınavına gire çıka sevişmeye de daha çok sayısal ağırlıklı yaklaştığı tabii ki söylenebilir. Bunu matematik zekamızın yüksekliğine de bağlayabiliriz! Yani 'sözel' başarı var mı yok mu sorusunun gerçek yanıtı kadınlarda!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.