Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HINCAL'IN YERİ HINCAL ULUÇ

"Yaşadın mı büyük yaşayacaksın.."

Sen yoktun Haşo.. Ataol'u davet ettik, yerin boş kalmasın diye.. Ataol benim için, iki şiirdir.. İki unutulmaz şiir.. Biri aşk üzerinedir. Öteki yaşam..
"Bak" dedim, "Ne konuşursun bilmem.. Şiirlerinden neler seçer okursun, onu da bilmem.. Ama bu iki şiirini muhakkak okuyacaksın.."
"Hangi iki şiir" dedi..
"Hani bir gece Fikret Ağabey (Otyam), Musa Eroğlu ve daha bir sürü dost, bir sohbet sofrasının etrafında toplanmıştık.. Musa sazı eline almadan sen kalkmıştın da iki şiir okumuştun ya.. Hani mest etmiştin ya hepimizi.."
Şiiri kitaptan, ya da internetten, twitterden, facebook, ya da blogdan, e-mailden, msn'den, veya sms'ten okumak başka, şairinden, sahibinin sesinden, canlı canlı, bütün ruhu ile dinlemek başka..
Ölmüştüm o gece..
Yarın sabah atv'de izleyeceğiniz ve izlemeye doyamayacağınız şu şiir dolu, güzellik dolu, ruh dolu, edebiyat dolu Yaşamdan Dakikalar'da okudu Ataol gene..
"Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana."
"Yaşadın mı büyük yaşayacaksın.."
Ben bunu yapmaya çalışıyorum işte, Haşo.. Büyük, dolu, dolu dolu yaşamaya çalışıyorum.. Bir saniye boş bırakmamacasına..
Hayat sunulmuş bir armağandır insana.. Ama bir konuda çok cimri bir armağan..
Yeteneklerin vardır, şansın vardır, vardır oğlu vardır, dünyanın en büyük servetlerine sahip olabilirsin.. Her şeyi alırsın bu servetle, bir şey hariç.. Zamanı alamazsın.. Bir saniyeyi satın alman mümkün değil, nerde kaldı, saatler, günler, yıllar?..
O zaman her saniyeni dolu dolu yaşayacaksın Haşmet.. Her saniyeni.. Sana sunulmuş armağanın her saniyesini..

***

Perşembe gecesi TİM'deydim.. Türker İnanoğlu'nun Türkiye'ye armağanı.. Tüm hayatı boyunca kazandıklarını, hatta bundan sonra kazanacaklarını da kendisine on para kazandırmayan bu Kültür ve Sanat Merkezine yatıran Türker İnanoğlu sayesinde bu ülke insanının da görme şansına ulaştığı müthiş bir gösteride.. Broadway'in en güzel müzikallerinin en güzel sahnelerinden oluşan bir kolaj.. Görmediyseniz, bugün ve yarın matine suare son dört fırsat.. Muhteşem bir gösteri, harika bir şans ayağınızda.
Bir sahnede Paris Komünü'nde barikatlar üzerinde bayrak açan gençlerle yürümeye hazırlanırken (Les Miserables) hemen ardından "Don't Cry For Me Argentina (Evita) ile ağlıyor, "With a Little Bit of Luck" (My Fair Lady) ile coşuyor, Memories (Cats) ile hayallere dalıyorsun.. Daha neler neler var.. Mama Mia.. A Chorus Line.. Hello Dolly.. Cabaret.. Grease.. Chicago.. 42. Street.. Copacabana..
Yanımda oturan, aslında oturamayan, kendisini sahneye dans edenlerin arasına atmak için içi giden konuğumun kulağına eğildim, Les Miserables'da.. "Sen dünyada yoktun" dedim, "Ben Londra'da bunu ilk defa izlerken..
Broadway'den, dünyanın en güzel müzikallerinden seçmelerden oluşan şov, aldı beni hayatımın son 25 yılına götürdü.. Hani bir film şeridi gibi derler ya..
25 yıl ve harcanan binlerce dolar.. Yağmur altında, kar altında kuyruklarda beklenen saatler.. Karaborsa'dan cebimdeki paranın nerdeyse tamamıyla alınan biletler..
Ama değmiş be Haşo..
Büyük yaşamışım be..
Büyük yaşamanın yolu, zamanı değerlendirmek dostum.. İyi değerlendirmek..
Durmadan bana dokundurup duruyorsun ya hani..
Benim twittere, facebooka, chate, mate vaktim yok be Haşo.. Bilgisayar başında ölerek, cep telefonuna yumularak ziyan edecek vaktim yok..
Ben dostlarımla, canlı canlı yaşıyorum hayatı.. Buluştum mu, aklımda twit mvit değil, onlar oluyor.. Sohbeti telefonlarla, mesajlarla bölmüyorum.. Sohbetin en tatlı anını, aklım gelen giden mesajlarda olduğu için kaçırmıyorum..
İnterneti, zaman öldürmek değil, zaman kazanmak için kullanıyorum.. Evvelden bir bilgiye, tek satırlık bilgiye ulaşmak için masamdan kalkmam, kitaplığa dalmam, ansiklopedilerimi, referans kitaplarımı indirmem, bazen saatlerce karıştırmam gerekirdi. Şimdi internet bana fazlasını iki dakikada veriyor.. İnternet zamanımı öldürmüyor, bana yaşanacak zaman kazandırıyor.
Ben interneti kullanıyorum Haşo.. İnternet beni kullanmıyor.. Bilmem anlatabildim mi?..
Ben cep telefonunu kullanıyorum.. Cep telefonunun beni kullanmasına, esir almasına, beni telefon ve mesaj kolik yapmasına asla ve asla izin vermeden..
Benim telefonum sohbeti kesmez, lafa limon sıkmaz.. Benim telefonum, dostlarımın önüne geçmez.. Hayatımda asla öncelik almaz. Zamanını ve sırasını bekler, "Sessiz"ce..
Sabah 8.30'da kalkıyorum Haşo.. 9.30'a kadar gazetemi, Sabah'ı satır satır okuyup, kahvemi içiyorum. 10.00'da bilgisayarın başına oturuyorum, yazmak için.. Karşımda NTV açık.. Neler olmuş, neler oluyor öğrenmem için anında..
12.30'da yazılar bitiyor.. Yemek.. Birisi ile özel randevum yoksa, Ortaköy'de, Ertekin'de.. Çünkü orda dostlar var.. Çünkü orda benim insanlarım var, İstanbul'un, yurdun, dünyanın dört bir yanından gelen.. Onlarla oluyorum..
14.30'da evde okuma başlıyor.. Hani televizyonda akvaryum görüntüleriyle çalan müzik var ya.. O gün havam neyse, ona göre seçip fona yerleştirerek.. Beethoven de dinlediğim oluyor, Frank Sinatra da.. Okuyorum.. Bir defa gazeteleri.. Mesleğim gazetecilik.. Gazeteleri bilmem gerek.. Sadece keyif, zevk değil, işimin bir parçası.. Yığınla dergi.. Yığınla kitap.. Aslında ömür yetmez ya.. Yettiği kadar..
Akşam 6 dedin mi, akşam yemeği ve geceyi yaşamak.. Ama yalnız değil.. Gene dostlarla.. Bir tiyatro.. Bir konser.. Bir film.. 12'ye doğru eve dönüş.. Yatağa uzanma.. Baş ucunda duran kitaplardan birini alıp, uykuyu bekleme..
Hadi bakalım bu programın içinde bilgisayarın, ya da cep telefonunun başında geçecek dakikaları yerleştir.. Hadi bakalım, hayat sana bunca armağanı büyük bir cömertlikle sunarken, o "Gerçek" yaşamın tadına doyulmazken, "Acaba twitterde neler yazıyorlar acaba mesaj kutuma daha neler gelmiş" diye kafana tak.. Etrafındakileri, o an yaptıklarını unut, sen de mesajlaşmaya başla..
O anı piç, etrafındakileri hiç edip, sanal dünyaya dal, gerçek dünya tüm güzellikleriyle avcunun içindeyken..
Sen çağdaşsın Haşo.. Bugünün adamısın.. Bugünü yaşa.. Gözüm yok.. Sanal dünyan senin olsun..
Ben geri kafalı, ben tutucu, ben teknoloji ve yenilik düşmanı Hıncal, sanal değil, gerçek dünyamda, gerçeği, her anının hakkını vererek yaşamaya devam edeceğim..
Ne diyor Ataol?..
"Yaşadın mı büyük yaşayacaksın,
ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey,
hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA