Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HINCAL'IN YERİ HINCAL ULUÇ

Ah Ömer Faruk ah!..

2006 yılı.. Ömer Faruk Sorak'ın Sınav filmini izliyorum.. O kadar güzel, o kadar hoş, o kadar çekici gidiyor ki film.. Kafamda yazımı yazmaya başladım bile..
Bir avuç lise öğrencisi, o utanç verici, o iğrenç, o gençlerin gençliklerini yaşamasını önleyen, o lise eğitimini on para etmez hale getirip, kafaları a,b,c,d,e'ye şartlayan, ezberciliği yaratan, "Milli" eğitimin yerini alan dershane sistemi ile her mahallede milyarderler yaratan rezilliğe baş kaldırıyorlar.
Bu ülkede iktidarların değiştiremediği sistemi kaldırıp, yerine uygarını, çağdaşını koyacak halleri yok..
Kendileri adına isyanları.. "En azından biz baş eğmeyeceğiz" diyorlar. Bir minik çete kuruyorlar. Hedefleri, giriş sınavları sorularını çalmak. Hapishane koşullarından ağır bir koruma altında hazırlanan soruları çalmak, imkânsızın ötesinde.. Bizim çete, dünyanın en ünlü hırsızına (Van Damme oynuyordu) ulaşıyor, işi ona havale ediyorlar.
..Ve ben, soruların çalınacağını, gençlerin bu iğrenç sistemi kendileri için de olsa devireceklerini, bu küçük meydan okuyuşun büyük gelişmelerin başlangıcı olacağını düşünürken, son beş dakikaya geliyoruz. Ömer Faruk Sorak, o devrimci tavrından vazgeçiyor aniden ve 1930'lar Hollywood'u sansürcüsü gibi davranıyor. Kötüler filmin sonunda başarılı olmaz.. Kötü olan da, yıllardır gençliği perişan eden sistem değil, sisteme baş kaldıran gençler.. Sınav, tüm çabaların boşa gitmesi, eski tas, eski hamama dönülmesi ile bitiyor..
Bu finali o zaman çok ağır eleştirdiğimi hatırlıyorum..
Bu defa da ayni hatayı yapmış Ömer Faruk..
Son beş dakikaya kadar harika bir film çekmiş..
Yani bu kadar güzel bir anlatım, böylesi harika bir oyuncu yönetimi olur. Baş rollerdeki Belçim Bilgin ve Mehmet Günsur'a bayıldım.. Yahu böyle oyuncular filmin diyalog yazarının işini azaltır.
Bakışlar, jestler, mimiklerle bu kadar mı çok şey ifade edilir.. Ama sadece onlar değil, filmdeki herkes mükemmel, hatta ötesi.. Ayda Aksel, Altan Erkekli başta.. Belçim'le Mehmet'in çocukluklarını oynayanlar.. Yahu, bizim Ayşe Arman bile o kısa konuk oyuncuda enfes.. Anlayın..
Öykü çok ama çok güzel.. Aşk ile Aşk Sanma'nın arasındaki farkı anlatıyor film akıp giderken, hemen her sahnesiyle..
Hepimiz bu soruyu yaşadık. Biriyle tanıştık. Flört ediyoruz. Hoşlanıyoruz. Ötesini hissediyoruz.. Tam da bu Aşk mı?.
Hangisi Aşktır, hangisi Aşk Sanmadır'ı ayıran şifreler var filmin diyaloglarında, görüntülerinde..
Belçim, İstanbul'da yaşayan bir tiyatro oyuncusu. Ailesi Ankara'da.. Bir erkek arkadaşı var. Zengin. Niyeti ciddi. Kızı ailesiyle tanıştırıyor. Ama ailenin de, erkeğin de, kızın oyuncu olmasına tahammülü pek yok. Belçim delikanlı ile aralarında "Aşk" var sanıyor.
Mehmet de İstanbul'da yaşayan bir fotoğraf sanatçısı. Sergi açmış. Bir tesadüf Belçim'i o sergiye getiriyor.. Sonra film başlıyor..
Görüyoruz ki, bu ikisinin bir araya geldiği ilk tesadüf değil..
Daha annelerinin karnında iken kader ağlarını örmeye başlamış. İkili bir araya gelir olmuşlar. Ayni hastanede, ayni gün doğmuşlar. Yan yana yatmışlar. Evleri ayni mahallede.. Sık sık karşılaşmışlar.. Belçim beş yaşındayken tutulmuş Mehmet'e..
Babası Mehmet'in kendi işi fotoğrafçılığı sürdürmesini istiyor. Mehmet müzisyen olmak için evi ve Ankara'yı terk ediyor.
Belçim'in babası da kızını pahalı Kolejlerde okutmak istiyor, oysa kızın fikri oyunculukta.. Ankara Sanat'ın sınavlarına giriyor, babasına karşı çıkarak..
Birbirinden habersiz evi terkedenleri İstanbul'a götürecek tren bile ayni..
Yani.. Bitmez tükenmez bir tesadüfler dizini..
Eee.. Aşk Tesadüfleri Sever.. Severse de böyle sever işte..
Hep derim ya.. "Bir aşkınızı kaybettiğinizde 'Ben bittim, artık olmaz' demeyin. Onunla sizi hangi tesadüfün bir araya getirdiğini düşünün. O tesadüf olmasa, aşksız mı yaşayacaktınız yani.."
Ama burda tesadüfün ötesi var.. Kader.. Kader bağlayınca, yollarınız hayat boyu on defa, yüz defa kesişiyor, o zaman da birbirinizi, eninde sonunda buluyorsunuz işte..
Tamam.. Tamam da.. Ömer Faruk'un sonu bu değil.. Bu tesadüfler dizisini sürdürmek uğruna, bir son beş dakika yapmış..
O başından beri anlata geldiği "Aşk"ı, o soyut kavramı soyut bir simgeyle seyircinin kafasına vurmak uğruna, bu defa da 60'lı yılların Yeşilçam'ını andıran bir finalle, o harika güzelliğe gölge düşürmüş.. Tıpkı Sınav'daki gibi..
Film vizyonda. Salonlar tıklım tıklım dolu. Bu yüzden Aşk Tesadüfleri Sever'in en tartışılması gereken yanını, finalini konuşmayı zorunlu olarak erteliyorum.
Tüm Türkiye seyrettikten sonra, konuya döneceğiz..
Aşk, nasılsa konuşmakla bitmez. Aşk, hiç ama hiç gündem de kalkmaz, merak etmeyin..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA