YAZARA MAİL GÖNDER İskender Pala Tiyatrosu'na gitmem..

YAZARLAR

"Minnacık, ama minnacık bir umut var" dedi, Şehir Tiyatroları'nın en emektarlarından dostlarım.. "Bugüne dek yaptıklarıyla sanatın yanında olduğunu gösterdi hep, Kadir Topbaş.. Bu kararı onaylamaz.."
Tezgah, o kadar hızlı, o kadar herkesten habersiz hazırlandı, öyle bir oldu bitti ile Belediye Meclisi'nden geçti ki herkes şaşkın. Herkes şokta.. Herkesin umudu Topbaş..
Dilerim Topbaş bu umutları boşa çıkarmaz..
Şehir Tiyatroları'nı hem de Osmanlı zamanında bile bir Sanat Yuvası olarak kurulan "Dar-ül Bedayi/ Güzel Sanatlar Evi"ni bir devlet dairesi, belediye şirketine dönüştüren yönetmelik nerden çıktı, aniden?..
Herşey, İskender Pala nam zatın "Şehir Tiyatroları müstehcen oyunlar sergiliyor" iddiası ile başladı.. "Müstehcen" dediği oyunun adı müstehcendi gerçekten.. "Günlük Müstehcen Sırlar.."
Oyun Şili'de askeri darbe yaparak yasal seçimlerle gelmiş iktidarı deviren Pinochet cuntasının eleştirisini yapıyordu.. 15 yıl sonra, iki Şilili bu cuntayı cezalandırmaya karar verip yola çıkmışlar ve birbirlerinden habersiz bir parkta karşılaşmışlardı. Oyun nerden baksanız, Türkiye'nin bugünkü durumu ile de paralel bir durumu anlatıyordu üstelik..
Pala, oyunu görmemişti bile.. "Ama okumam var" diye saldırıyı sürdürdü. Ardından "Muhafazakar sanat" söylemini ortaya attı. Sanatın muhafazakar olması, olsa, sanat olması mümkün müydü?.
Şeyh Galip 1700'lü yıllarda Hüsn-ü Aşk adlı şaheserinde "Sanat yeniyi söylemeli. Yeni bir şey söyleyene sanatçı derim ben" derken neyi kast ediyordu.. Adına dikkat edin.. "Şeyh.."
Mevlana'yı bugünün gençleri de Sezen sayesinde ezber bilirler.. O Şeyh Galip'e önderlik etmş üstelik, 200 sene daha önce.. 1500'lerde..
"Her gün bir yerden göçmek ne iyi
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş
Dünle beraber gitti cancağzım.
Ne kadar söz varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım."
Yeni olursa olacak, yaşayacak sanatın durması, hatta yüzünü geriye dönmesi mümkün mü?.
Şimdi size meselenin aslını anlatayım..
İskender Pala, Türk halk edebiyatının dünyaca ünlü efsanesi Leyla ile Mecnun'u
oyunlaştırmıştı. Şehir Tiyatroları oyunu repertuara aldı.
Oyun 105 kişilik akıllara seza bir kadro ve 1.5 trilyonluk bir bütçe ile sahnelendi. İstanbul Belediyesi bu oyun için tarihinde olmayan bir duyuru kampanyası açtı. Yüzlerce duvar afişi astı.. Bütün üst geçitler "Leyla ile Mecnun"la donatıldı.. Yer yerinden oynatıldı. Sonuç fiyasko..
Neden fiyasko.. Gittim, gördüm ve yazdım da o zaman.. Oyun felaketti çünkü..
O muhteşem halk destanı bir felakete dönüştürülmüştü..
Hezimetten sonra ortalardan kaybolan Pala, bu sezon başlarken, Şehir Tiyatroları'na bir oyununu daha önermiş. Sanatçılardan kurulu tiyatro yönetimi bu kez "Olur" dememiş..
İşte olan bu..
"Madem olmaz.. O zaman siz de olmazsınız.."
Haydi yıldırım hızı ile bir yönetmelik değişimi.. 100 yıllık Darül Bedayi'yi Osmanlı zamanında bile sanatın emrinde olan Güzel Sanatlar Evi'ni, İstanbul Sular İdaresi gibi bir emir kulu "Memurlar dairesi"ne çevirme..
Bir yanda "Türkiye hızla demokratikleşiyor" diye haykırışlar..
Öte yanda sanatı, bugüne dek örneği sadece Stalin Rusyası'nda görülen "Kontrol altına alma" kararları..
Stalin Rusyası bu uygulamayı yaptı da ne oldu?..
Çekhovlar, Gogoller'le, batı tiyatrosuna meydan okuyan baş yapıtlar yaratan Rus edebiyatı çöktü.. Kimseleri çıkaramaz oldular.. Çıkabilenleri de devlet çıktıklarına pişman etti.. Solyenitzinleri.. Pasternakları..
Mimari bir sanat dalıdır. Yani Kadir Topbaş özünde sanatçıdır..
Göreceğiz!..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.