YAZARA MAİL GÖNDER Her şey, bir şeyi hatırlatıyorsa eğer..

YAZARLAR

Yani kendime ne kadar yakıştıramasam da, yaşlanıyorum dostlar.. Hani, Antalya dönüşü, evimde uyandığım ilk sabah gazetemi önüme yaymış ve okumaya başlamıştım ya.. O zaman anladım..
Müdürüm Erdal Şafak'ın "Hayat, Ölüm ve Araf" üçlemesinin ilki bana neler hatırlattı.. İki gün yazdım.. Erdal'ın yazısının devamı hâlâ çıkmadı, çünkü sayfası, "Tam sayfa" ilanlarla kaplı.. Benim sorunumu çözen şefim, kendi sırtını kaşıyamadı, görüyorsunuz..
Hemen yanında Emre Aköz'ün yazısı da, öyle bir günümü hatırlattı ki..
İşte bu hatırlamalar, yaşlandığımı hatırlattı bana..
Ne alaka?..
Efendim şu alaka..
Gençken "Bana her şey seni hatırlatıyor" derdik.. Öyle biri olurdu hayatımızda çünkü.. Düşen yapraktan başlayarak..
Eee!.. Şimdi yok!..
Ne var?..
Her şeyin hatırlattığı bir şey.. Öyle uzun yaşamış, öyle biriktirmişiz ki anıları, yoldan gürültüyle bir kamyon geçse, bir şey hatırlatıyor.
Yani!.. Her şeyin hatırlattığı bir şey varsa hayatınızda, uzun yaşamış, yani yaşlanmışsınız demektir..
Emre, "İntihar ettiren baş ağrısı" başlığı atmıştı, çarşamba yazısına.. Saldırdım.. Niyesini anlayacaksınız..
54 yaşında bir kadın oğluna "Ben bu baş ağrısı ile yaşayamam" diyor.. Oğul ertesi sabah kalkıyor ki, annesi kendisini pencereden atmış.
Emre "Evet, intihar ettiren baş ağrısı olur" diyor ve bilimsel anlatıyor..
Bunlar tek taraflı ağrılar.
Başın yarısında, bilhassa göz çevresinde. 15 dakika da sürüyor, saatlerce de. Doğum sancısından beter bir ağrı yapıyor. Bu ağrıya tahammül edemeyen hastalar intihar edebiliyor. Hepsi etmiyor, çünkü çıldırtan derecede ağrı krizleri ender..
Hastalık niye başlıyor, ne zaman, niye bitiyor, belli değil. Sonra tekrar edebiliyor.. Tıp dünyası uzun zaman bu ağrıyı migren sanmış, ama değil. Migrenin aksine bu daha çok erkeklerde oluyor. Kesin tedavisi yok. Tekrarı engellenemiyor..
Niye saldırdım yazıya, bir nefeste okudum?.
Dinleyin o zaman..
Erkekçe'yi çıkarmak için İstanbul'a taşındığım yıllar.. Oyak Sitesi'nde bir apartmanın sekizinci katında yaşıyorum.. Bu tek taraflı ağrı musallat oldu.. İlaç falan kâr etmiyor..
Bir öğleden sonra başım ağrımaya başladı gene.. İşten ayrıldım eve döndüm.. Perdeleri indirip uzanacağım.. Sessizlik ve karanlık iyi gelirmiş derler ya migrene.. İki de aspirin attım. Bana mısın demedi, ağrı artmaya başladı.. Baş ağrısı çok çektim, ama böylesi değil.. Ölecek gibi hissediyorum kendimi.. Ölecek gibi.. O hale geldim ki, "Ölsem de kurtulsam" demeye başladım..
Ölüm.. Kurtuluş..
Bu iki sözcük, zonklayan beynimde birbirine öyle yapıştı ki..
Salona çıktım.. İşte koca pencere orda.. Aç!.. Kendini aşağı bırak ve kurtul acıdan..
Pencereye yürüyordum, telefon çaldı.. Hayatımı kurtaran telefon.. Konuşacak halim yok ama açtım.. Serpil arıyor.. Yazı İşleri Müdürüm.. Demirtaş..
"Ölüyorum baş ağrısından" dedim.. "Ne yapsam fayda etmedi.."
"Buz koy" dedi Serpil.. "Buz koy ağrıyan yere, seni rahatlatır!.."
Telefonu kapadım, mutfağa koştum.. Buzluğu dolaptan çıkardım, buzları tencereye döktüm, sonra bir plastik poşete boşalttım. Ağzını düğümledim. Torbayı yastığın, kafamı da torbanın üstünde koydum.. Beynim dondu iki dakika sonra.. Hiçbir şey hissetmez oldum.. Sızmışım.. Gözümü açtığımda dört saat falan geçmişti. Plastik torba su doluydu artık, ılık su.. Ve başımda ağrı yoktu, izi vardı sadece..
Yarım baş ağrılarım on sene falan daha sürdü, sonra kayboldu..
Ama o intihar ettirecek derecede krizi bir daha yaşamadım. Ağrı bir daha o düzeye çıkmadı..
Emre, bilimsel yazısında, bire bir beni yazmıştı!..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.