YAZARA MAİL GÖNDER Bir rüya gecesi; Sylvia!..

YAZARLAR

Öcal Uluç/ İzmir/ Bale

Bana, 40 yıldır bu kentte oturan bir kişi olarak, "Bugün İzmir'de 'iftihar edeceğin' 10 kuruluşu say" deseler, resmisiyle, özeliyle kimse kırılmasın, gücenmesin, hemen saymaya başlarım; "Bir; İzmir Devlet Opera ve Balesi", sonra da düşünmeye başlarım; "Bundan sonra 2'den 10'a kadar kimleri sıralayayım?.."
Yeterli sahne ve salonsuzluk başta, kurulduğundan beri imkânsızlıklarla boğuşan ve hâlâ "ana sorunları bile çözülememiş İDOB, doğrusu ya, 8 - 10 bin yıllık Ege hinterlandının kültür ve sanat kenti İzmir'e lâyık olduğunu ispat etmek için tek başına yarışıyor!..
Leo Delibes bir Fransız besteci. Operaları (en ünlüsü Lakme), operetleri var, çeşitli besteleri var, baleleri var; dünya çapında ünlüsü Coppelia!..
İzmirliler, işte bu Delibes'in "Sylvia" adlı balesini izlediler, geçen hafta. Bir müzik ve dans şöleni ile adeta büyülendiler. "Bale ve Opera için" tam tabiri ile "eğreti" Sabancı Kültür Merkezi salonunda, sanatçılar hak ettikleri alkışa, salondaki İzmirliler de müzik ve dansın görkemli buluşmasına doydular!..
Her zamanki gibi en öndeki protokol koltuklarını neredeyse bomboş bırakan beyefendi ve hanımefendiler de çok ama çok şey kaybettiler!..
Bakınız, Çaykovski, Sylvia'yı izledikten sonra demiş ki; "Leo Delibes'in Sylvia Balesini dinledim. Gerçekten dinledim. Bu dinlediğim müzik sadece bir balenin parçası değil, her şeyi idi. Ne karizma! Ne zarif! Ne kadar zengin melodileri, ritimleri ve armonileri vardı. Utanıyorum. Eğer daha önceden bu müziği bilseydim, kesinlikle Kuğu Golü'nü yazmazdım."
İyi ki, daha önceden Sylvia'nın müziğini dinlememiş, yoksa insanlık Kuğu Gölü'nden mahrum kalırdı!..
Ama Çaykovski haklı; böyle bir müzik, insanı büyülüyor, alıp nerelere götürüyor!..
"Müzik" olarak söylüyorum, sanki, daha önce bestelediği Coppelia kalfalık, Sylvia ise ustalık döneminin eseri gibi!..
Sahnenin altına yerleştirilen Şef Tulio G. Vargas ve orkestrasının, bizleri Delibes'in Çaykovski'yi bile mest eden müziği ile buluşturmasının zirvesinde ise, Birinci keman Lalecan Özay Muzaffer vardı; onu göremiyorduk ama adeta bir rüya aleminden geliyormuş hissini veren sololarını dinlemeye doyamıyorduk!..
Sylvia'nın, dünyadaki ilk temsilinde müzik izleyicilerden alkış almıştı ama, bale, yani dans kısmı sınıfta kalmış ve devamında pek ilgi görmemişti, ta ki, 76 yıl sonra Sir Frederick Ashton'un yeni koreografisine kadar!..
Bugünün ünlü Fransız Koreografı Marc Ribaud da, Sylvia'nın İzmir Prömieri'nde, Sir Ashton'u hiç mahcup etmeyecek mükemmel bir gösteriyi getirdi, ramp ışıklarına!.. Onu bulup getiren Opera ve Bale yöneticilerini kutlarım!..
Elbette, Aslı Çilek Kaynarsu (Sylvia), Dolun Doyran (Orion), Yasemin Altınel (Diana), Kıvanç Ekin (Aminta), Emre Kaynarsu (Eros)'u ve diğer dansçıları da!.
Bitmedi; ya dekor, ya kostümler, ya ışık; Gülden Sayıl, Sevtaç Demirer, Müfit Özbek "yokluk içinde" mucize yaratmışlar!..
Emeği geçen herkese, bir sanat / müzik / bale sever olarak "Teşekkür ederim", hem de binlerce teşekkür!..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.