YAZARA MAİL GÖNDER Tatilde "Gazete" okunur mu?.

YAZARLAR

Yıllar önce Didim'de tatil yaparken, sabah altıda kalkar, yollara düşer, köyün tek bayisine koşardım.
Gazete almak için..
Hürriyet, saat yediye kaldınız mı bulunmazdı. Çünkü her yaz binlerce kişinin yaşadığı Didim'e 6 adet, (Yazı ile altı) gelirdi. Tatil dönüşü Erol Bey'le yemek yiyoruz (Simavi)... Tirajı üç arttırmak için kuponlar dağıtan patron.. "Bu ne iş" dedim.. "Yazın tirajlar düşer" dedi.. "Yüzde 10 falan az basarız. Çünkü millet tatile gider.." "Millet tatile gider diye İstanbul'a dağıtımı azaltıyorsunuz da, 'Bu millet nereye tatile gider' deyip oraya giden gazeteleri niye arttırmıyorsunuz" dediğimde, İmparator patron sustu kaldı.
Hadi o zaman araştırma zordu, bilgisayar yoktu, mevsime göre dağıtımı değiştirmek büyük aksaklıklara yol açabilirdi.. Peki bugün?.
Bodrum'da cumartesi sabahı bayi bayi dolaştım, saat 11 falan..
Öcal ağbimi okumak için Türkiye, Fikret Ağabeyi okumak için (Otyam) Aydınlık ve ezeli ebedi gazetem Cumhuriyet'i almak için..
Aldığım yanıt..
"Kalmadı.."
"Kalmadı.."
"Kalmadı.."
Dikkat buyurun bunlar üçü de tiraj için savaşan gazeteler ve Bodrum gibi yaz nüfusu milyonu bulan bir kentte sabah 11'de gazeteleri yok.. Onlar yok da olanlarda ne var, derseniz?.
Bizim millette mi tatilde okuma alışkanlığı yok, ya da gazeteler de gizli bir tatile giriyorlar da, tatilde okunacak yazı bulamıyoruz bilmem..
Benim güneş ve kumla ilgim yok.
Denize girmem. Bodrum'a gidiş sebebim Bale ve Müzik Festivalleri..
Sıcaktan da nefret ettiğim için gündüzlerim artık evim gibi olan şehir oteli Marina Vista'daki klimalı odamda, ya da havuz başındaki çardakta geçer.. Artık kardeşim gibi olan Genel Müdür Serdar, o havuz başını harika yapmış. Rahat koltuklar, divanlar, vantilatörler, hava iyice ısınırsa hatta çardağın tepesinden yayılan su zerreleri.
Akşama kadar okuma dışında işim yok.. Yığıyorum gazeteleri önüme..
Tam 9 gün, okudum durdum..
Hani "İlanlara varıncaya dek" derler, öylesi..
Peki aklımda kalan yazı?.
Giderken uçakta okuduğum Hasan Bülent Kahraman yazısı.. "İki Bodrum'lu yaşamak!.."
Enfes bir Bodrum analiziydi..
Sonra..
Sonuna soğan doğra..
Dönüşte Ayşe Hür'e bayıldım Radikal'de.. Güncele paralel tarih yazılarına hep bayılırım zaten. Soner Yalçın Hürriyet'te çok iyi yapıyordu.
Şimdi de Ayşe.. Millet savaş çığlıkları atarken Antik Yunan'da "Iıı..
Ihh" diyen kadınlar sayesinde savaşa nasıl son verildiğini o kadar güzel anlatıyordu ki, Ayşe Hür.. (1 Eylül pazar).
Ve gene 1 Eylül'de Milliyet'te Mimar Sinan Genim'in gerçekten insana tokat gibi çarpan bir yazısı vardı.. "Anıtsal yapılarımız ağaçtan görünmüyor" diye.. Ağaç dikmek iyi de, her yere olur mu?.
Dünyanın Roma Coleseum'u gibi turizm merkezi yapacağı İstanbul Hipodromu'nun üzerini betonlayıp Sultan Ahmet'e oto park yaptığımız yetmezmiş gibi, bir de hesapsız kitapsız diktiğimiz ağaçlarla Sultan Ahmet ve Ayasofya gibi, iki Dünya Kültür Mirası'nın görünmesini engellemişiz..
Dolmabahçe ve Topkapı Saraylarını, yanlarına gitmeden görülmez hale getirmişiz..
Bu muhteşem yazının muhteşem bir kontrası da, Tempo'nun kapak resmi.. Üçüncü Köprü Yolu için İstanbul yağmur ormanlarının ortasında yüz binlerce ağaç kesilmiş.
Helikopterden çekilen resim şoke edici. Hürriyet Pazar, 1 Eylülde bu resmi de içeren bir "Yeşile veda" sayfası yapmış ki, kesip saklamak gerek, ibret için..
Eylül gelince gazeteler canlandı. Demek tatil bitmiş..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.