Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Hafta sonu, evde haber kanallarını dolanıyorum "Ne var, ne yok" diye..
SkyTurk'te bir programa takıldım..
"Amalfi sahilleri.."
İtalya'ya bin defa gittim ama, Napoli'nin güneyindeki bu sahillere adım atmışlığım yok..
Son günlerde durmadan "turizm" yazıyorum ya.. "Hele bir bakalım" dedim..
İyi ki bakmışım.. Bir defa gurur duydum, demek bizde de bu kadar keyifli belgeseller yapılıyormuş..
Yani bir bölge bu kadar mı güzel, bu kadar mı ilginç anlatılır..
Bir minik örnek..
Amalfi pizzalarıyla ünlüymüş..
Pizza buralarda doğmuş hatta, fakir fukara yemeği olarak.. Bizim pide aslı.. Araplardan öğrenmişler.
Üzerine katık diye bir şey sürüp fırına veriyorlar..
Kraliçe çok severmiş ama pizzayı.. Ahçıbaşını çağırmış bir gün.. "Bana özel bir pizza yap" demiş.. "Renkleri de İtalyan bayrağı olsun.."
Ahçıbaşı, pidenin üzerine salça sürmüş, onun da üzerini, mozzeralla peyniri parçaları serpiştirip, roka yapraklarıyla süsleyince, olmuş kırmızı, beyaz ve yeşil..
Pizzaya da, kraliçenin adını vermişler.. "Margarita!.."
Her gün yediğiniz pizzanın adının nerden geldiğini biliyor muydunuz?.
Sunucu ile birlikte Amalfi sahillerini gezdik..
Ne güzellikler..
Aynen muhafaza edilmiş, antik kasabalar köyler.. Pırıl pırıl oteller, pansiyonlar,HH lokantalar, kafeler.. Parklar, bahçeler.. O ünlü Belvedere bahçelerine tepeden baktık.. Miro'nun baktığı ve o muhteşem şaheserlerini yarattığı yerden.. Wagner'e Parcifal'in ilhamını da bakılınca bağ olan bu dağ vermiş..
300 sene falan evvel burada, bizim su değirmenleri gibi çalışan ilkel bir kağıt yapma atölyesi varmış.. Eski pamuklu kumaşları kâğıda döndürüyor. Aynen ve çalışır korumuşlar.. Girip geziyor, parayı bastırıp kendi kağıdınızı yapıyorsunuz..
Bizim Bodrum gibi, orda da terlik, espadril ustaları var.. Ama adamlar satmayı biliyor. Kaldırım kenarında çalışıyor usta.. Ayağınızı kartona basıyorsunuz. Ölçü.. Oturun bir espresso için.. On dakikada terliğinizi veriyor size..
Amalfi kıyıları, dünya güzelliği..
Amalfi kıyıları, her santimiyle yaşıyor ve yaşatıyor..
Fransız Rivierası da öyle değil mi?. Nice'den Batı'ya St.
Stropez'ye kadar her köy, ister sahilde, ister tepede olsun, yaşayan ve yaşatan bir turizm cenneti.
İnsanı araba kiralamaya teşvik ediyor ki, hepsini geze, göresiniz..
Arabanın arkası da aldıklarınızla doluyor.. Turizm işte bu..
Şimdi Antalya kıyıları diye bir laf edebilir misiniz?.
Antalya'nın o "Herşey Dahil Sistemi" yüzünden orada bir otele gelen turist Antalya sahillerine geldiğinin farkına varır mı?.
Onun için Antalya ile Sibirya'nın farkı var mı, otel sınırları dışına sadece havaalanı otobüsüne bindiği sırada çıktığı sürece..
Antalya sahilleri, çevresi, tepesi, Amalfi'ye bin basacak doğal güzellikler, tarihsel anıtlarla dolu, oysa.. Antalya Müzesi'ne, giden, duyan var mı?. Yahu bir tematik park yapamadık, milleti dışarı çıkaracak, yıllardır..
Oteller dışında bir lokanta, kafe, disko, eğlence yerinin yaşaması imkansız.. Nerdeki parklar..
O zaman kimse otel, tatil köyü dışında yatırım yapmıyor..
Öyle olduğu için, dünyanın en "De luxe" otelinden çıkıp, Brezilya'nın gettolarına giriyorsunuz, yüz metre ötede.. Çünkü o 100 metre ötede, otele gelen turiste layık, üst üste konmuş iki taş yok.. Adam oraya gelmiyor ki..
Niye koysunlar..
Milyonla turistin bildiği iki yer var, Antalya sahillerinde (!)..
Kaldığı "de luxe" hapishane ve havaalanı..
Bu mudur, Türkiye'nin turizm politikası..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER