YAZARA MAİL GÖNDER Biz gazeteci, mazeteci değiliz!..

YAZARLAR

Allah Remzi'den razı olsun.. TRT'ye Tele Pazar'ı yaptığımız günlerde sağ kolumuzda her sorunu çözen birisi.. Düşünebiliyor musunuz?. Biz o defteri kapayalı çok oldu, ama Remzi (Başlıcan) ile dostluğumuz bitmedi.
Son zamanlarda, evdeyken açık olan tek kanal TRT Müzik.. Haber kanallarının habersiz haberlerinden bıktım usandım. Bu yüzden ev saatlerinde TRT Müzik açık duruyor hep. Özellikle geçmiş yılların kliplerine bayılıyorum. Unuttuğumuz alaturka, Anadolu'nun gerçek türküleri hep orda.. Okuma saatlerimin fon müziği onlar.. Bir bakıyorum Barış'ın sesi.. Ya da Neşet Ertaş.. Behiye Aksoy.. O zaman kafamı kaldırıp izliyorum da..
Remzi telefon etti gene.. Hoşuma gideceğini bildiği canlı yayınları haber verir.
"Hıncal Ağbi" dedi, "Japon Prensesi Mikosa için Cumhurbaşkanlığı Senfoni bir konser verecek..
Kaçırmazsın sanırım.." Kaçırmam tabii.. Kaçırmam da o konserin saatinde evde olmam imkansız.. Bastım kayıt düğmesine..
Cumartesi sabahı kahvemi alıp ekranın karşısındaki divana oturdum..
Artık keyifle konseri izleyebilirim..
Başladı.. Ama konser değil.. Konuşmalar.. Dinlerken şaşırdım, şaşırdıkça utandım. Hele konuşmalar bitip, sahnenin arkasındaki ekrana bir de minik belgeselin görüntüleri düşmeye başlayınca..
Yani nasıl dünyadan habersiz yaşıyoruz.. Ben ki gazeteciyim.. Ben ki böyle şeylerle, sadece mesleki değil, özel merakları dolayısıyla ilgili bir gazeteciyim.. Arkeolog Holly ile 10 yılım, o kazı senin, bu kazı benim geçti..
Kalehöyük'ü görmedim, duymadım, bilmiyorum.. Elin Japon'u binlerce kilometre öteden ülkeme gelip harikalar yaratıyor, ondan bile haberim yok..

***
Kaman Kalehöyük'ü bilen var mı içinizde.. Gören?. Onunla ilgili bir haberi gazete ve dergilerde okuyan, herhangi bir televizyonda izleyen..
Kırşehir'in Kaman ilçesi yakınlarında 16 metre yüksekliğinde ve 280 metre çapında bir tepecik.. İçinde dört kat var. En tepede Osmanlı Dönemi.. İkinci kat Frig Dönemi.. MÖ 12'nci yüzyıldan, 4'üncü yüzyıla.. Üçüncü kat, Hitit Dönemi MÖ 20'nci yüzyıldan, MÖ 12'ye.. En dipte Erken Tunç çağı var. İsa'dan 3 bin yıl öncesi..
Yani, 16 metrelik bir tepenin altında Anadolu'nun tarihi var.. Bu tarihin öneminin farkına varan, yaşlı Japon prensi Mikasa.. Oğlunu getirip gösteriyor.. Oğul Mikasa, arkeolojiye fevkalade meraklı.. Kalehöyük'ü kazmaya karar veriyor.. Sadece kazı değil.. Yöredeki gençleri yetiştirmek üzere bir Anadolu Arkeoloji Enstitüsü (AAE) kurma, yanına da bir Kalehöyük Müzesi açmaya da karar veriyor..
Veriyor da, para?.
Prens Mikasa Japonya'nın hemen her önemli yerleşim merkezinde 400'den fazla eylem gerçekleştiriyor. Konferanslarla Kalehöyük'ün dünya tarihi için önemini anlatıyor. Konserlerle para topluyor, yeterli fonu elde ediyor ve kazı başlıyor.. Kazının başında Japonya'nın en büyük uzmanlarından Profesör Omura var.. İlk kazma 1986 yılında vuruluyor.
Burada bir parantez.. Prens Mikasa, gırtlak kanseri.. Japonya'da şehirden şehire Kalehöyük'ü anlatma ve para toplama turları düzenleyen, ikide birde Türkiye-Japonya arasında binlerce kilometre uçan, Kalehöyük yanında çadırlarda uyuyan prens, ayni zamanda hayatını sürdürme savaşı veriyor..
Prof. Omura sadece kazıyı yönetmiyor.. Oradaki derme çatma barakalarda yöre gençlerini de yetiştiriyor. Kazı nasıl yapılır, çıkarılanlar nasıl elden geçirilir, nasıl saklanır?. Mozayıklar nasıl restore edilir gibi, çok yüksek sanat değeri olan eğitim dahil..
Prens Mikasa ise, Kalehöyük'ün yanında inşa edilen AAE'nin çalışmalarını yakından denetliyor, bir yandan ülkesinden para bulmaya devam ediyor.
Kazılarda çalışanlar bir gün gördüklerine inanamıyorlar..
Artık iyice yaşlanan Profesör Omura eğilip ayakkabısını bağlayamıyor. Japon Altes Prensi oturmuş hocasının ayakkabısını bağlıyor..
Sonunda önce Arkeoloji Enstitüsü binaları bitiyor ve eğitim oraya alınıyor, sonra müze tamamlanıyor ve 2010 yılında Prens Mikasa ile, Kültür Bakanımız Ertuğrul Günay, kurdelayı birlikte kesiyorlar.
..Ve prens Mikasa, hayatının en büyük hayalinin hemen tümünü gerçekleştirdikten sonra, 2012'de 30 yıldan beri mücadele ettiği kansere yeniliyor.
Konserde onun kızı, Üçüncü Kuşak temsilcisi, Prenses Mikasa var..
Prenses Mikasa, konser öncesi babası anısına yapılan bu konser için teşekkür ederken öyle şirindi ki..
"Arjantin'de 'İstanbul mu, Tokyo mu' diye 2020 Oyunları oylaması yapılırken, bütün Japonya nefesini kesmiş 'Tokyo' haberi bekliyordu. Ben 'İstanbul' diyen belki de tek Japon'dum.."
***
Bu son cümleden başlayarak, yukardan beri yazdıklarımda kaç müthiş haber, kaç müthiş röportaj, kaç müthiş o hafta sonları çifter çifter yayınlanan eklere yan yana sayfalar dolduracak "Yazı"lar var, kolayca tahmin edersiniz..
Dede Prens Mikasa (Hâlâ hayatta, 96 yaşında), oğul Prens Mikasa ve torun Prenses Mikosa hakkında bu ülkede yüzlerce yazı ve resim görmüş, bir o kadar TV program ve haberi izlemiş olmanız gerekmez mi?.
İsa'dan 3 bin yıl önceden başlayarak Anadolu tarihini içeren bir Höyük, haber değeri taşımaz bizim ülkede tamam.. Ama daha geçen hafta Japon Prensesi'nin hem de canlı yayında "Ben Tokyo'ya karşı İstanbul'u tutuyordum" demesi, haber olmaz mı yahu?.
Olur.. Bu ülkede "Gazeteci" olursa, olur.. du!.
Cumhurbaşkanlığı Senfoni'nin Özel Konseri'nin tadına varamadım inanın, bu konuşmaları dinleyip, bu minik belgeseli izledikten sonra..
"Biz gazeteci, mazeteci değiliz" diye öylesine öfkelendim ki, müzik bile sakinleştiremedi beni..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.