YAZARA MAİL GÖNDER Nasıl insanlarız biz?. Ya da "İnsan" mıyız?.

YAZARLAR

Yeni kazılmış mezarın başında müthiş bir kalabalık var.. Sloganlar atan bir büyük gurup, o daracık yeri doldurmuş. Aslında ne cenaze ile ilgileri var, ne o cenazenin sahipleri, ölenin yakınlarıyla..
Onlar gösteri yapıyorlar saatlerden beri.. Kocatepe Camisi'nde başladılar, bayrağa sarılı tabut musalla taşına konunca.. Bir cenaze namazında sustular o kadar..
Tabutta sevgili kuzenim Ahmet Taner Kışlalı yatıyor.. Kahpece bir suikasta kurban gitmiş. Kimin vurduğu belli değil.. Her kafadan bir ses çıkıyor. İranlılardan derin devlete, itham edilmeyen yok. Bir hafta önce, sözde Müslüman bir gazete birinci sayfasında Ümit Köy'deki evinin planını yayınlamış, yol gösterir gibi. Onlar dahil.. Yıl 1999.. Aslına bakarsanız, o suikastın arkasında kimlerin olduğu hâlâ belli değil..
Konum da o değil zaten..
Karışık, karanlık günler yaşıyoruz ya.. İpini koparan gelmiş adeta ve hazırlıklı gelmiş.. Bir ölümü, kendi hesapları uğruna kullanma planları yapmışlar, slogan atıp duruyorlar saatlerdir.. Ne ölüyle ilgileri var, ne yasını tutanlarla..
Ama artık son dakikalar.. Tabutu mezara indirecek, üzerine topraklar atacağız ama mümkün mü?. O slogan guruplarından mezarın başına yaklaşamıyoruz..
Birden Öcal Ağabeyimin haykırışını duydum..
"Yeter artık.. Yeter!. Bizi beş dakika yasımızla baş başa bırakın be!. Bırakın bir sessizlik ve saygı içinde cenazemizi gömelim..
Yeter!.."
15 sene sonra nerden aklıma geldi, Ahmet'in cenazesi, tahmin edersiniz..
15 yıldır bu ülkede değişen bir şey yok..
Sadece Soma değil, Türkiye yasta.. Ama ölüye, yasa, mateme, insana saygı duymayan guruplar, kişiler fırsatı buldular ya..
Yürüyüşler.. Gösteriler.. Televizyonlarda nutuklar.. Köşelerde yazılar..
Orda, Soma'da hâlâ yangın devam ediyor.. Hem madende, hem kalplerde.. Aldıran yok..
Bir lanet olası fırsatçılık, şov merakı.. Bir lanet olası, kin, öfke, nefret kusma hastalığı..
Yahu böylesi derin bir acı günlerinde hiç değilse bir araya gelemez miyiz biz?. Böylesine derin acı günlerinde ateş kesemez, susamaz mıyız?.
Yahu Soma'da hâlâ, madenin içinde, yaşıyor mu, can mı çekişiyor, ölü mü belli değil, onlarca insan var?.. Yahu o madenin etrafında umutsuzluk içinde umut kırıntıları arayan, nerdeyse cesedi görmeye bile razı hale gelen binlerce insan hâlâ günlerdir gözünü kırpmadan bekliyor.. Hadi acılarını paylaşacak yüreğiniz vicdanınız yok.. Bir nebze saygınız da mı yok, ölüye.. Yas tutana.. Umutsuzca bekleyene..
Yahu daha yangın sürüyor.. Daha hâlâ içerde kalanları çıkarma çalışmaları sürüyor.. Yangın sönecek, kurtarma çalışmaları bitecek ki, uzmanlar gelsinler, korkunç kazanın esrarını çözsünler.. İhmal var mı, nerde var?. Kimin ihmali, kimin suçu?.
Bunların hiçbiri belli değilken, apar topar, canın kimi, işine kim geliyorsa, istiyorsa, yani sen hangi taraftaysan, öbür taraftan birine saldırmak, iş mi?.
Yahu üç gün sabretsen ölür müsün?.
Bu kadar mı fırsatçısın?. Bu kadar mı gözün döndü?..
Acıyı bile paylaşmayı bilmiyorsak, hadi paylaşamadık, acısı olanlara saygı duyamıyorsak, nasıl millet oluruz biz?. Nasıl bir arada, birlik oluruz?.
Biz bu haldeyken dış düşmana ihtiyacımız var mı?.
Yürüyüşler yarın yapılamaz mı?. Gösteriler, mitingler, protestolar kaçıyor mu?.. O karşılıklı karalama demeçleri yarın verilemez, manşetler, köşeler yarın yazılamaz mı?.
Arkanızdan atlı mı kovalıyor..
Hele şu yangın sönsün.. Hele şu ölüler gömülsün.. Hele şu yaslar iki gün sakin, saygı içinde tutulsun..
Maçlardaki saygı duruşunda bile bir dakika susamayan insanlardan çok şey bekliyorum değil mi?.
Yarın Soma'yla ilgili tüm soruşturmalar yapılmazsa, tüm suçlular, devlette özelde, açıklanmazsa, birilerinin korunduğu ihtimali ortaya çıkarsa, sokaklardan Meclis'e, gazete köşelerinden TV ekranlarına görüşünü ifade etmek için her yol açık.. O zaman daha belgeli, daha sakin, daha duygusallıktan uzak, daha sağlam değer- lendirmeler yapabiliriz üstelik..
Şimdi daha hiç ama hiçbir şey belli değilken, ölülerine kavuşmak için buzhane kapılarında bekleşen insanlara hürmeten biraz beklesek, yahu.. Ama bekleyemeyiz?..
Neden?. Yarın unutur gideriz de ondan..
Bu kaçıncı maden kazası.. Hepsinde kıyamet en acılı saatlerde koptu.. Cenazeler kalktı, her şeyi unuttuk.. Hepimiz unuttuk.. Çünkü amacımız kazayı fırsat bilip saldırmaktı.. Kazayı kullanıp, birbirimize sövmekten zevk alıyorduk, çünkü biz.. "Gelecekte kaza olmasın" diye bir çabamız yok. Hiç de olmadığı için, balık hafızamızla hemen unutuyoruz.
Yeni kazaya kadar..
Bu ülkede amaç, kazaları önlemek olsaydı eğer, 21'inci yüzyılda, 2010'lu senelerde, trafikte 10 bin kişi ölür müydü, yılda?.
Yılda 10 bin trafik ölüsü, kaç Soma eder hesapladınız mı?.
Bu ülkede, trafikte ölümleri azaltmak için parmağını oynatan kaç kişi var?.
Çünkü teker teker ölümler, toplamda 10 bin bile olsa heyecan yaratmaz. Bize ölenlerin sayısı değil, bir defa ölenlerin yoğunluğu lazım ki, duyulan heyecanı kullanıp, bağıralım, çağıralım..
Saldırın dostlarım.. Saldırın, sövün, öfke, kin, nefret yayın ki, iyice parça parça olalım.. Amipler, terliksi hayvanlar gibi bölünelim..
Bilesiniz, bu kafamızla bize, Soma hafif kalır.. Yakında, Türkiye'nin yasını tutarız!.. Bölünmüş, parçalanmış, darmadağın olmuş Türkiye'nin yasını..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.