YAZARA MAİL GÖNDER Hukuk kurumumuz ve kamu vicdanı..

YAZARLAR

İzmir uçağında gazete okuyorum. Sayfanın köşesinde Ayşe Arman'ın yazısı var. Deniz Seki üzerine.. Hemen yanında da bir polis haberi.. Sanki yan yana özel seçip koymuşlar.. Cumhurbaşkanı Gül'ün Harvard'daki sözlerini hatırladım.. "Türkiye'de kurumlar çalışıyor.. Özellikle de hukuk kurumu" demişti. Hele söylendiği yer ve zamana bakılırsa, fevkalade önemliydi.
Harvard, "Hukuk" denince bilinen, "En saygın" yer. Çünkü dünyanın en itibarlı Hukuk Fakültesi orda.. "Harvard'dan mezunum" dedi mi bir hukukçu, başka şey söylemesine gerek yoktur..
Şimdi bu sözlerin söylendiği günlerde, Türkiye Deniz Seki'yi konuşuyor..
Uyuşturucu satıcısı olarak 6 yıl 3 aya mahkum olmuş. Yargıtay kararı onaylamış. İnfaz savcısı yakalama emri çıkarmış. Polis Deniz Seki'yi bulmak için baskınlar düzenlerken, sosyal medyada kıyametler kopuyor, normal medyada da yığınla köşe yazısı ve TV programı..
Peki, Deniz Seki gibi mahkum olan, cezası Deniz Seki gibi Yargıtay tarafından onaylanan, mahkumiyet kararı Deniz Seki gibi İnfaz Savcısı'na gönderilen Aziz Yıldırım niye elini kolunu sallayarak ortalarda geziyor?. Gezmekle kalmıyor, devlete daha da meydan okuyor..
Futbol Federasyonu stadyumlara girmesini yasaklıyor. Adam stadyumda.. Televizyonlar gösteriyor.
Basketbol Federasyonu salonlara girmesini yasaklıyor.
Adam salonda, en ortada, en önde.. Televizyonlar gösteriyor.
Hakkında kesinleşmiş mahkumiyet kararı+ Futbol Federasyonu'nun stada girme yasağı+ Basketbol Federasyonu'nun salona girme yasağı.. Tınlamıyor bile..
Adam "Devlet benim" diyor. Deniz Seki için yakalama emri çıkaran İnfaz Savcısı, Aziz Yıldırım için susuyor. Samsun seyircisini yaka paça "Yasaklısın" diye stattan atan, "Burası yasak" diye Taksim'e adam sokmamak için 39 bini bir araya gelen polis, ayni devletin kararları ile girmesi yasak yerlerde şov yapan Aziz Yıldırım'a selam duruyor..
Bu mudur, Türkiye'de hukuk kurumunun işlemesi Sayın Cumhurbaşkanım?.
Ayşe, Deniz'in mahkumiyet kararının onanmasını tartışıyor.. Yargıtay üyeleri tartışmışlar bir defa.. Taban tabana zıt şeyler söylemişler ayni davada, biz niye tartışmayalım ki..
Deniz Seki kullandığını itiraf etmiş. Onun zaten cezası yok denecek kadar. Ama mahkumiyet kararı "satıcı" olmaktan verilmiş. O ağır suç,
Peki nasıl satıcı?. Efendim dostlarına ikram etmiş. İkram etmek "Temin etmek" olurmuş. Temin etmek de "Satmak" manasına gelirmiş!..
Yorum üzerine yorumla, zorlama bir mahkumiyet kararı çıkmış. Öyle zorlama ki, muhalefet şerhi koyan ayni mahkeme yargıçları "Ortada ne madde var, ne de maddenin satıldığına dair tek delil.. Tahminle ceza olmaz" demişler.. Olmaz.. Olmamalı. Ben muhalefet şerhi veren yargıçların yanındayım..
Ayşe'nin yazısı da ayni minval.. Bitirdim.. Yanındaki habere geçtim..
Şimdi iyi bakın.. Sevgili Ahmet Sever, Sayın Cumhurbaşkanı'nın basın danışmanıdır, ona da okusun bu haberi, Deniz Seki haberi ile birlikte ve "Hıncal Uluç soruyor efendim, bu nasıl Hukuk Kurumudur" diye, desin bakalım..
Adam içkili.. Adam ehliyetsiz. Adam sadece yayalara açık yola motosikleti ile hızla dalıyor. Bir yayaya çarpıyor ve ağır yaralıyor..
Cezası bir günde çıkıyor.. 4005 lira para cezası..
Yani, adam öldürmesine ramak kalmış. Ehliyetsiz, içkili ve yasak yolda..
Yani, nerden bakarsanız bakın, hukuken "Adam öldürmeye tam teşebbüs'ten yargılanmalıyken, basit trafik suçlusu gibi para cezası ile kurtuluyor. Deniz Seki'ye işletilen zincirleme mantık ona çalışmıyor, nasıl hukuk kurumu ise bizdeki..
Yahu Deniz'in varsa zararı kendisine üstelik.. Bu ehliyetsiz, kural tanımaz sarhoş, sokakta yürüyen vatandaş için ölümcül tehlikeli.. Hangisi daha önce alınmalı içeri, sizce?.
Bu ülkede hukuk deyince kamu vicdanı şarıl şarıl kanıyor, Sayın Cumhurbaşkanım.. Kimsenin hukuka, adalete inancı kalmadı.
Kimsenin içi rahat değil. Kimse yarınından emin değil..
Bir paralel yapı ortaya çıkarıldı ki, facia.. Ülke elden gidiyormuş. Dehşete düştük?. Peki bitti mi?. Ya başka yapılar da varsa?.
Böyle yan yana getirildiğinde "O hukuksa, bu ne" dedirten "Guguk" kararlar, sayfalarda yan yana yer aldığı sürece "Başka paraleller" olmadığına nasıl inanırız?. Kaldı ki, o "Paralel Yapı"nın yaptığı soruşturmaların, verdiği kararların yarısı iptal, yarısı aynen devam ediyor. Bu nasıl adalet peki?.
Teraziyi elinde tutan kadın, gözündeki bağı söküp atmış, önüne gelene göre karar verip uyguluyor..
Aziz'e saygı, Deniz'e ceza hukuku, eğer kurumsa, ben "Kurum nedir" bilmiyorum!..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.