YAZARA MAİL GÖNDER Küçük Uluçlar Londra'da: 2..

YAZARLAR

Yeğen Önder'le eşi Miray, yani Küçük Uluçlar'ın Londra günlerini, Miray dün kaldığı yerden anlatıyor.

***

Sıra dünyanın en iyi kahvelerinin tadımında.. HR Higgins'in Mayfair'deki kahvesine gidiyoruz..
Önder ve ben daha önce tarlalarında gezdiğimiz Tanzanya'nın 'Kibo' kahvesinden alıyoruz, Hüseyin Abi ise Panama Esmeralda'da ısrarcı.. Ancak kalmamış..
Panama Esmeralda'nın hepsini 300 yıldır İngilizlere en iyi yeme-içme ürünlerini satan Fortnum and Mason almış! Piyasada bir tek onlarda var ve kilosunu 500 pounda satıyorlar! Yanlış okumadınız yazıyla "beşyüz" pound, Türkçesiyle de 2 bin papel gibi!
Hüseyin Abi'yle bir sonraki buluşmamız ertesi gün öğle yemeğinde ..
Sabah Covent Garden'daki meşhur kurabiyeci Ben's Cookies'den sıcak pralinli kurabiyemizi alıyor, ve Londra'nın bana göre bu en sevimli bölgesindeki bir sokak şarkıcısından kendimize arya ziyafeti çekiyoruz..
Zaten Covent Garden'da o kadar çok sokak gösterisi var ki, birinden diğerine bakarken öğle saatinin geldiğini farkediyor, Hüseyin Abi'yle Londra'nın en eski geleneksel İngiliz restoranlarından olan 'Simpson's in the Strand'de buluşuyoruz..
Sherlock Holmes filmlerinden hatırlayacağınız, Vincent Van Gogh, Charles Dickens, George Bernard Shaw, Benjamin Disraeli and William Gladstone gibi isimleri ağırlamış mekâna spor ayakkabılarımızla gitmekten utanıyoruz ama yapacak bir şey yok, öğleden sonra yürünecek çok yer var!
Dev avizeler ve smokinli garsonların bulunduğu Simpsons'ın menüsündeki favori, gümüş servis arabasıyla getirilen rosto.. Harika bir ziyafet çekip The Beatles'ın meşhur albümüne de adını veren Abbey Road'a gidiyoruz..
Dünyaca ünlü pek çok ismin kayıtlarını yaptığı stüdyonun sokak duvarları imzalarla dolu.. The Beatles'ın Abbey Road albüm kapağındaki meşhur yaya geçidinde onlarca fotoğraf çekiyoruz.. Önder, Paul Mc Cartney gibi çıplak ayakla geçerken poz vermemi istiyor ama tercihim yapmamaktan yana!?
Günü St. Katherine limanında güzel bir akşam yemeği ile noktalıyoruz..
Londra bana vintage'ın kalbi gibi geliyor...
Özellikle bir vintage-severin Julia Roberts'la Hugh Grant'in "Aşk Engel Tanımaz" (Notting Hill) filminden hatırlayacağınız Portobello Pazarı'na uğramaması olmaz!
Antikacılar, ikinci el kıyafetler, dokunmaya kıyamayacağınız porselenler, yıllanmış çatal bıçak takımları.. Yani ne ararsanız var! Ben her zamanki gibi kendimi kaybettiğim anda Öndü harika bir çikolatalı krep kokusuna uyandırıyor beni..
Daha sonra başka pazara, Spitalfields'e gidiyoruz.. Ne tesadüf tam da vintage kıyafetlerin satıldığı günde..
Akşam çok sevdiğim Tayland yemeklerini yapan Busaba Eat-Thai'deki tercihimiz bambu yaprağına sarılmış tavuk ve geng gari usulü yapılmış kuzudan yana..
Son günümüzde yeme-içme keyfimizden yine ödün vermiyoruz..
Bufalo mozzarellası denilince ağzının suyu akanlardansanız, tam yerini Embankment'da bulduk! Restorana her gün uçakla taze taze İtalya'nın güneyinden geliyor! Akşamı Lion King müzikali ile noktalıyoruz!
Londra'dan ayrılacağımız günün sabahı yine yağmur başlıyor.. 1 hafta boyunca sadece uçaktan indiğimizde yağan yağmur, bu kez giderken yakalıyor bizi..
Öyleyken de tam Londra oluyor işte.. Biraz hüzünlü.. Islak ama çamursuz kaldırımda valizlerimizi çekiyoruz..
Londra, arayı uzatmasınlar diye arkalarından yağmur dolusu su dökerek uğurluyor Küçük Uluç'ları..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.