YAZARA MAİL GÖNDER Ünal Aysal'ın egosuna kurban olmak..

YAZARLAR

Galatasaray'ın aslında pek çokları tarafından beklenen ama ifade edilmeyen Londra Hezimetinin sebebini en güzel Kanat Atkaya özetlemişti dün.
"Yaşanan hezimet 'titiz bir çalışmanın' ürünü kabul edilebilir, edilmeli. Süreç Sayın Ünal Aysal'ın 'Aslolan Galatasaray' sloganından, 'Aslolan egom' tavrına savrulmasıyla birlikte başladı, maalesef.."
Aynen öyle Kanat!.. Aynen öyle.. En doğru tahlil bu..
Prandelli'nin Arsenal önünde oynattığı aptalca taktik ve seçimleri, bu sürecin doğal olarak gelinen son aşamasıdır, sadece.
2006 Dünya Kupası finallerinde Hiddink'in Avustralyası dışında dünya futbolunda görülmeyen ve denemeyen 3-6-1'i Galatasaray'a taşımak, ancak yetersiz ve yeteneksiz bir hocanın fantezisi olabilirdi ancak.. Türk medyası tarafından şişirilen, ama kulüp kariyeri nerdeyse yok, İtalyan Milli Takım Hocalığı ise fiyasko olan hocanın, Sivas önünde paçavraya dönen taktiği hem de Londra'da Arsenal'e karşı uygulamasını yerin dibine batırmak zor değil.. Sayfalar dolusu yazabilirsiniz..
Yazarsınız.. O zaman da gerçek suçluyu gizlersiniz.
Kabahat Prandelli'de değil, onu getirende..
Yani, Ünal Aysal'da!..
Galatasaray'ı kişisel egosunu tatmin için oyuncağı yapan Ünal Aysal'da..
Galatasaray'ı perişan eden Arsenal'in başındaki Arsen Wenger 18 yıldır bu takımın başında..
Avrupa Kupaları sürecinde iki defa Galatasaray'ın karşısına çıkmıştı. İlki Monaco'nun başında iken. Mustafa Denizli yönetimindeki Galatasaray, Monaco'da yenmiş ve elemişti Wenger'i.. Fatih Terim yönetimindeki Galatasaray ise, UEFA Kupasını Arsenal'in elinden almıştı.
O Wenger işte, 18 yıldır Arsenal'in başında.. Ayni süreçte Fatih Terim, Galatasaray'ın başına üç defa geldi gitti..
Sonuncusu Ünal Aysal'ın tezgahlarıyla..
İki yılda üç hoca değiştiren "Çilekçi" Ünal Aysal'ın..
Bu süreç nasıl başladı..
İtiraf ederim.. Suçlular arasında, hatta bir bakıma en başında, ben varım..
Ünal Aysal'ın Galatasaray'ı yönetmesi için bir yazar olarak nasıl çırpındığımı eski okurlar çok iyi hatırlar..
O zamanlar, üyelik süresi, Başkan olmasına yetmiyordu.. "Galatasaray Futbol Takımı bir anonim şirket olsun. Aysal bu şirketin başına atansın" diye çözüm önerdim.
Çok başarılı, çok heyecanlı, çok da iyi Galatasaraylı bir iş adamı olan Aysal'a o kadar inanıyorum..
O sıralar yakındık Aysal'a.. Sık buluşuyor ve konuşuyorduk. Her konuşmamıza beni biraz daha inandırıyordu, Galatasaray'ı UEFA'dan sonra Şampiyonlar Ligi Şampiyonu da yapacak bir kulüp haline getireceğine..
Galatasaray'ı önce maddi açıdan dünya çapındaki rakipler düzeyine getirecek, sonra da bir Dünya Takımı yapacaktı. İş hayatındaki akıl almaz hızlı başarıları en büyük referansıydı.
Sonunda, Ünal Aysal başkan oldu ve..
..ve Kanat'ın dediği süreç başladı.. "Aslolan Galatasaray değil, aslolan egom" süreci..
Ünal Aysal gazete manşetlerine çıkmaya, televizyon ekranlarında görülmeye, medyanın peşinde dolaşmasına bayılmıştı..
Öyle bayılmıştı ki, kulüpte kendisinden başkasının adının anılmasına dahi tahammül edemez olmuştu.
Her başarının ardında tek isim olmalı, tek isim yazılmalı, tek isim söylenmeliydi..
Ünal Aysal!..
Tabii, futbolun başında Fatih Terim gibi biri olunca, başarıları kendisine bağlaması mümkün değildi. Tezgahını kurdu. Baskın bir kongre ile yönetimdeki Terim destekçilerini, yani Ali Dürüst ve Abdürrahim Albayrak'ı ve tüm muhaliflerini temizledi ve dediğine "He" diyecek bir yönetim kurdu.. Sonra da Terim'den kurtulmayı başardı.
Örnek aldığı adam, rol modeli Aziz Yıldırım'dı.. Nasıl Fener'de her ama her şey Aziz Yıldırım tarafından yönetiliyor, "Fener demek Aziz Yıldırım demek" sloganı bizzat başkan tarafından beyinlere çakılıyorsa, Ünal Aysal da Galatasaray'da öyle olmalıydı.
Galatasaray, Ünalspor'a hızla dönerken, daha da hızla maddi çöküntü başladı.. Başarılı iş adamı Ünal Aysal, Galatasaray'ın finans yanında da hezimete uğradı..
Fatih Terim'e "Elemanım" diyerek işin profesyonelleştiğini güya anlatırken, uğranılan maddi hezimeti izah edemedi.
Reklam uğruna yaptığı transferlere tonla para öderken, bunların karşılığının bütçede olmadığına bakmadı bile.. Kulüp batma aşamasına gelince, Divan'dan gayri menkulleri satma yetkisi isteyince, bu defa tokadı yedi.. "Giderim ha" şantajına pabuç bırakmayan Divan, Riva'yı kurda kuşa yem etme iznini vermeyince, Aysal çareyi kaçmakta buldu.. Ama gene tezgah bir kaçış.. "Ben gittim ama, o kadar çok ısrar ettiler ki, geri dönmek zorunda kaldım" oyunu sahneye kondu.
Takvim gazetesi ortaya çıkardı.
Florya kapısına yığılıp "Bizi bırakma Başkan" diye bağır(tıl)anlar, Şişli Belediyesi işçileriydi. Mustafa Sarıgül'ün Galatasaray Yönetimine ve Şişli Belediye Başkan Vekilliğine oturttuğu oğlu Emir'in, kamu maaşlı işçileri..
Galatasaray Londra'dan başarılı bir sonuçla dönerse eğer, Aysal da ısrarlara dayanamayıp, kararından dönmüş olacaktı.
Ama Prandelli sayesinde Londra hezimet oldu. Ben bu yazıyı perşembe sabahı 11.00'de yazıyorum.
Akşam saat beşte, Başkan Adayları için başvuru süreci sona erecek. Şu ana dek tek aday Alp Yalman..
Siz bu satırları okurken, Aysal'ın "Aslolan egomdur" taktikleri içinde aldığı baskın olağanüstü kongreye nasıl gidileceği anlaşılmış olacak..
Oyun tuttu mu, yoksa geri mi tepti, göreceğiz..
Bu Aysal'ın peşine hala takılanların kimler olduğu da!..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.